Vicdandır, bireyin kendi içinde barındırdığı sevgi ve merhamet nüvelerinin tomurcuklanmasını sağlayan. O, geçirdiği sağlıklı ve sevgi dolu bir gelişimle içindeki iyilik potansiyelinin seviyesini arttırır ve merhametinin sınırlarını, hayatın gerçeklerini yaşayarak belirler. Bu durumda kendi vicdanını hayatında sınarken kötülüğe karşı da bir sınav verir. Sahip olduğu iyiliği ve sevgiyi olumlu bir şekilde kullanmak, ona vicdani açıdan bir değer katar.
Vicdan, kişinin kendi hayatındaki zor sınavları geçebilmesi için ona daha iyi bir insan olma yolunda değerli ayrıcalıklar sağlar. Bu imtiyazlar, tecrübe ettiği deneyimlerle devinen inancın gücü ve kendi benliğinde gelişen manevi değerlerdir. Kendi hayatını yaşarken merhametinden ve vicdanından ödün vermeyen bir kişi inancını daimi ve güçlü bir şekilde sürdürebilir.
Hâlbuki bir yandan Tanrıya, öte yandan da hayata ve kendisine karşı inancı zayıflamış olan biri gerçek huzurdan uzak kalacaktır. İnançsız, ayrıca sevgisiz bir benliğin içinde tezahür eden ve onu bir karadelik gibi sömüren hiçlik duygusu, kişiyi yaşamdan ve yaşamaktan alıkoymaktadır. Onun daha iyi bir insan olabilmesi için hayatın güzel değerlerini içselleştirmesi ve iyi olanı üretmesi gerekir. İyi insan iyi şeyler yapar ve o pozitif enerjisini çevresine yansıtan kişidir. Kötü ile iyi bir insan arasındaki en büyük fark, iyi insanın sevgisini yaşatan vicdan ve merhamet duygusudur.
Merhamet ve vicdan, iyiliğin olmadığı ya da gizlendiği zamanlarda kendisini gösterir ve bir koruyucu melek gibi zulmedilen güçsüzü müdafaa eder. Başka bir deyişle vicdan, iyiliğin yaşamdaki varlığını sağlayan bir mucizedir. O, gösterilen bağışlayıcı bir eylemdir. Yozlaşmayı önleyen bir savunmadır. Bu şekilde zamanın akışı devam eder ve suçlu bağışlanır, affedilir. Ona ikinci bir şans daha tanınır. Belki de kötü olan kişi vicdani değerlerden yoksun olduğu için kendisine ikinci bir şansı veya fırsatı tanıyamamakta; tanımamaktadır.
O insan kötüdür, çünkü iyi şeyler yapamaz. İyi şeyler yapamamasının nedeni ise kendi içindeki eriyen iyiliğe sahip çıkacak ve onu savunacak bir merhamet duygusundan ve vicdandan yoksun olmasıdır. Bu nedenle kötü bir kişinin içi karanlıktır, ışıktan(sevgi ve merhamet) yoksundur, kuytudur. Dolayısıyla onun için hayatın kendisi de aynı şekilde vicdansızdır ve kötülüklerle doludur. Kötülük bireyin gözünü siyaha bürümüştür. Bu durumda yaşamındaki gayesi kötülüğü yüceltmek ve onu bir amaç haline getirmek olacaktır. Çünkü kötü bir kişi iyilik yapamaz. Belki de iyilik yapamadığı için o kötülüğü seçmiştir.
İşin gerçek iç-yüzü, insanoğlunun kendi kronolojik boylamında nesilden nesle daha günahkâr bir tür olma yolunda ivme kazanmış olmasıdır. En azından elde edilen bu yargı, mevcut gerçeğin olası bir varsayımdır. Vicdanın yitimi ile bağlantılı olan günahkârlık kavramı, daha uzun yıllar insanoğlunun kendi ahlaki değerlerini koruduğu müddetçe dinin de gündeminde kalacaktır. Bunun yanı sıra toplumun manevi açıdan daha iyi ve doğru olana evrilmesi, yani vicdanlı bir toplumun gelişimi, kendi etik ve ahlaki değerlerine sahip çıkan biz ve bizim gibi sevgi askerlerine düşmektedir. Dolayısıyla ahlaki ve manevi değerleri yaşatmak hayatımızın en önemli görevlerinden biri olmalıdır.

