Scroll Top
Yanılsama

Kaygı bazen bir yanılsama, insana has karanlık bir duygudur. Gerçeklerin insana dolaylı veya dolaysız bir şekilde hissettirdiği sancılı bir seraptır.

  Kaygı bazen bir yanılsama, insana has karanlık bir duygudur. Gerçeklerin insana dolaylı veya dolaysız bir şekilde hissettirdiği sancılı bir seraptır. Kaygı tinde saklıdır ama onu, gerçek hayatın karanlık yüzünün bireyin zihnindeki yansıması uyandırır ve ruhunda tınılaştırır, titreştirir. Kaygının tindeki potansiyeli, gerçek hayatta yaşanan acı deneyimlerle belirginleşir. Kaygı, kişinin kendi hayat çizgisinin ufkunda gördüğü ölüm düşüncesi ile beslenir ve küllerinden yeniden doğar.

  Zaman zaman insanın kendi zihinsel melekelerinin sağlıksız işleviyle yoğunluğu artan bir duygudur kaygı. İnsani bir gerçektir ama aynı zamanda bir yanılsama da olabilir. En büyük kaygı, insanın inandığı sevgi nesnesinin kaybıyla oluşan boşluk duygusudur. Kişi için en büyük değer hayattır. Hayatın yitirilme düşüncesi ise ölümün gerçekleşme fikrini tetikler. Bir başka önemli kaygı tipi yalnızlık duygusudur. Yalnızlık duygusu, hayat sevgisinin veya aşkın yitirildiği zaman ortaya çıkar. Orada yalnız çarpan bir kalp ve cansız bir çevre vardır; etraf karanlıktır. Pek çok kaygı türünde onun deneyimlediği umutsuzluk duygusu ve buna neden olan hiçlik hissidir.

  Tüm kaygıların temelinde “yok oluş” vardır; çünkü insan ölümlüdür ve ölüm onu er ya da geç bulacaktır. Ölüm endişesi, kişinin yaşadığı gerilimle birlikte benliğe yayılır. Bu endişenin bulunduğu yerde sessizliğin dehşet verici hâkimiyeti vardır. Bu duygunun hüküm sürdüğü yerde hayatiyet(yaşama sevinci) sönmek üzeredir. Zifiri karanlık ve bir tehdittir kaygı birey için. Kaygının güçlü olduğu durumlarda o, ruhsal anlamda nefes alamaz. Ayrıca kişi, kaygının manipüle ettiği düşüncelerle savaşmak zorunda kalır. Onun duygusal yapısı solmuş, kurumuş bir çiçek, yaşam enerjisini kaybetmiş bir canlıdan farksızdır. Çünkü kaygı onun ruhunu iyice soğurmuştur.

  Fakat kaygı bir yanılsama olduğunda üstesinden gelinebilir ve pasifize edilebilir. İmdi, kaygıya karşı direnebilmek için insanoğlu inanmaya mecburdur. Çünkü inanç, hayatın güzel nimetlerine karşı beslenen bir bağdır. Kişi inanç vesilesiyle hayatla dirimselleşebilir ve olumsuzluklara karşı sarsılmayan bir iradeye sahip olabilir. Hiçliğin neden olduğu derin ve güçlü bir akıntıya karşı inanç, tutunabilecek en güçlü daldır. Bu dal onu hayata bağlar ve manevi açıdan besler. İçindeki sevgi ve umut bileşkesini güçlendirir. Yozlaşmaya ve yok olmaya karşı en büyük güçtür sevgi ve inanç. İnanmak bireyin ruhunu dirayetli ve dingin kılar. Onun ruhsal titreşimini arttıran en büyük unsur, kendi inancının gücünü sağlayan Tanrı ve evren sevgisidir.

  Öte yandan, yaşama duyduğu sevinç ve elde ettiği haz kişinin ruhunu olumlu anlamda etkileyecektir. O, kendisine zevk veren hazları tadacak, coşku kıvılcımlarıyla hayatına renk katacak ve mutluluğu kendi içinde büyüterek huzurun kapısını aralayacaktır. Birey, kendi hayatının gerçeklerini kabullendiği ölçüde kaderinde sağlam adımlarla ilerleyebilir. Fakat onun gerçeğin karanlığından olgunlaşmış ve güçlenmiş bir şekilde geri dönmesi gerekmektedir. Kişi kendi hayatını yaşamak; yüreğinin ve vicdanının sesini korumak istiyorsa öncelikle seçimlerini doğru yapmalı, özgür iradesine hükmetmeyi bilmeli ve hayatın gerçeklerinden yeterince pay almalıdır. O seçimlerini yaparken adaletli, kaderini yaşarken bilge ve kendini tanırken aydın ve esnek bir kişiliğe sahip olabiliyorsa zaten hayat ona dilediği zenginliği verecek kadar bonkördür. Fakat onun öncelikle hayatı boyunca kendi ensesinden ayrılmayan kaygıyı bastırması ve kontrol etmesi gerekecektir.

  Sonuç olarak kaygı hissi, insani bir gerçektir. Bireyin kaygıya karşı verdiği mücadelede giyeceği zırhın kendisi, sevginin ve umudun bir bileşimi olan inançtır. O hayatla dirimselleştiği ölçüde kaygı ve kaygının neden olduğu olumsuz düşünceleri kendi cesaretinin ve inancının gücüyle bozguna uğratacaktır. Bu yolculukta onun en büyük ihtiyacı yaşamak, yaşatmak ve bağlanmak amacıyla hayatla bütünleşmektir.