manevi irade
Nasıl oluyor da söz konusu birey kendi iradesinin dümenini boşluğun yaman ellerine teslim edip hayatın kederli ve sevgisiz yüzüyle yalnız kalıyor?
İhtiyaç duyduğumuz kudret hayatın bize kazandırdığı anlamsal zenginliklerde mevcuttur.
“Öz-benlik”, kendi plasentası olan “dirimsel bağ” aracılığıyla, bilincin penceresinden sevgiyle ve inancın gücüyle gerçek hayata doğru…
Her mutlu hikâyenin sonunda gerçekleşen şey kahramanların sevgi evine yaptığı yolculuktur. Bireyin hayatla kurduğu dirimsel bağ…
Varoluş yolculuğumuzda yaşadığımız deneyimlerin bize kazandırdığı en büyük nimet ruhsal olgunluktur.
Bilinmeyen gerçeklere karşı güdülen “merak” iç-güdüsü, insanı değerli öğretilere ve tecrübelere ulaştıran bir kaynaktır.
“Ego”nun irademizin dümenini kontrol ederek manevi değerlerimizi bir hiç uğruna harcaması pek çok insanın isteyeceği…
Bireyin kendi içindeki potansiyeli edimsel hale dönüştürecek olan etki(!), tecrübe edilen deneyimlerin aklın süzgecinden geçerken…
Kişi hayatı yaşarken ve gerçekleri değerlendirirken daha ego-santrik bir tutumla, daha sübjektif bir bakış açısıyla kendisini var eder ve…
Günümüzün bireyi manevi anlamda bir boşluktadır. Çünkü kendi hayatının karanlık yüzünü…
Ruhun kendisine içkin varoluşunu mümkün kılabilmesi için gerçek dünyaya uygun maddi bir forma, yani fizyolojik bir temele…
Nevrotik hastalığın bireydeki varlığı aynı zamanda onun kendi kişiliğinin belirli yönlerden restore edilmesi gerektiğine işaret eder.
“Öz-benliğin” yıkımıyla gelişen “dirimsel bağın” zayıflama süreci, gerçek temellere dayanmayan ötekinin(!) oluşumuna zemin hazırlayan en önemli faktörlerden biridir.
İnsanın hayatla bir olma isteğinin varoluşsal(!) nedeni onun eksik bir varlık olarak yaratılmış olması mıdır?
Bu bağlamda bireyin yaşam çizgisi boyunca gerçekleştirdiği içselleştirme ve dışsallaştırma süreçleri onun(kişinin) ruhunun nefes alış-verişini, kısaca…
Bireyin tinsel devinimini dolayısıyla ruhsal gelişimini sağlayacak olan süreç gerçeklerle kurduğu temas vesilesiyle serimlenir.

