Kısacası hayat artık sevgisi, aşkı, onuru ve ihtişamıyla anılardadır. Narsist kişi için ise özgürlük zaten ezelden beri yokları oynamaktadır.
Açgözlülük sahip olduklarından fazlasını edinmek; zevki tutkuyla istemek ve tutkularının etkisiyle büyüyen açlığını asla giderememektir.
O ulaşılmazdır, göklerin ötesindedir; çünkü kendi üstünlük armasını kendisine karşı duyduğu gözü kör aşkla somutlaştırır.
Biz onu, koruyucu ve sahiplenici gücüyle gerçek bir değer, yaşama olan sevgimizin bir yeşerteni olarak biliriz.
Özellikle abartılmış öz-güvenle şişen ego bir yerde balon gibi patlar ve gerçek dünyaya acı bir iniş yapar.
Kişinin özel, mesleki veya sosyal yaşamında gerek kendisi gerekse de çevresi ile olan ilişkilerinde sağlıksız tabir edebileceğimiz duygusal, düşünsel ve davranışsal örüntülerin gözlemlenmesi bizleri “kişilik bozukluğu” tanısına yönlendirir.
Bu karakter tipinin ayırt edici özelliği, insanlara gereksinim duyma ve onlardan kaçınma isteğinin neden olduğu patolojik yapıdır8. Bu iki zıt kutup arasında gerçek dünyada asılı kalmanın sebep olduğu kaygı ve gerilim, şizoid kişilik bozukluğunun özünü oluşturur.
Bu doğrultuda terapinin amacı bireyin yalıtılmış olan kendiliği ortaya çıkarıp hayatla mümkün olduğunca bütünleşmesine aracılık etmektir. Yaşama amacının belirlenmesi ve bu tür edinimlerin faydalı etkinliklerle desteklenmesi, söz konusu vakanın ruhsal rehabilitasyonunda önemli bir rol oynayacaktır.

