hayatın anlamı
Hayatın kendine has ezgileri ve renkleri onun ruhuna yansımış ve içindeki ışığa kendine has bir tını kazandırmıştı.
Özgürlük düşüncesi, bir gücün veya iradenin kontrolü veya kapsamı altında olmanın yarattığı tutsaklık durumu ile sahip olunan iradenin veya sınırsız imkânların gücünü elinde bulundurmanın hissettirdiği büyülü tutku gibi…
Gerçeğin bireyin zihnindeki portresi en değerli tuvaldir ama kaygı(!), bu tuvale asla bulaşmaması gereken kara bir lekedir.
Her mutlu hikâyenin sonunda gerçekleşen şey kahramanların sevgi evine yaptığı yolculuktur. Bireyin hayatla kurduğu dirimsel bağ…
Ruhun kendisine içkin varoluşunu mümkün kılabilmesi için gerçek dünyaya uygun maddi bir forma, yani fizyolojik bir temele…
İnsanın hayatla bir olma isteğinin varoluşsal(!) nedeni onun eksik bir varlık olarak yaratılmış olması mıdır?
Bu bağlamda bireyin yaşam çizgisi boyunca gerçekleştirdiği içselleştirme ve dışsallaştırma süreçleri onun(kişinin) ruhunun nefes alış-verişini, kısaca…
Ebedi olana sarılmak ve onunla dirimselleşmek başlangıçta bireyin sahip olduğu nimetleri kaybetme korkusuyla alevlenir.
Ondan kaçınılabilir veya ona katlanılıp bir pay alınabilir. Ama hakikat şu ki, onsuz bir hayat hayatın kendisi değil hiçtir; hiçliktir.
Parayı bir araç haline getirmek belki biraz daha iyi… Belki o zaman paranın kölesi olmazsın, çobanı olursun öyle değil mi?

