Giriş
Kişinin özel, mesleki veya sosyal yaşamında gerek kendisi gerekse de çevresi ile olan ilişkilerinde sağlıksız tabir edebileceğimiz duygusal, düşünsel ve davranışsal örüntülerin gözlemlenmesi bizleri “kişilik bozukluğu” tanısına yönlendirir. Kişilik bozukluğu bir kendilik bozukluğudur ve bireyin kendi iç dünyasında, yani benliğinde baş gösteren sorunların dış dünyaya yansıyıp sosyal uyum bozukluğuna veya ilişki sorunlarına dönüşmesi oldukça bilinen bir durumdur1. Söz konusu rahatsızlıkların ağır bir şekilde görüldüğü vakalarda kendisiyle ilgili bütünleşmiş, tutarlı ve gerçeklere dayanan bir düşünce ve benlik algısından söz edilemez1.
Kişilik bozukluğuna sahip olan vakaların başkalarıyla kurduğu duygusal ilişkiler kendilerine rahatsızlık ve fiili ya da potansiyel yıkım getireceğini düşünmelerine ve hissetmelerine neden olur2. Çünkü özellikle doğumdan itibaren ilk 6 yılda yaşanan bağlanma ilişkileri(anne veya bakıcıyla) kendilik ve kimlik algımızı zamanla biçimlendirmektedir2. Dolayısıyla bebeklik döneminde yaşanan ciddi bir bağlanma travması, ilerleyen yıllarda kimlikte ve ilişkilerde uzun süreli bozulmalara yol açacak ve bu durum bireyin yaşamını olumsuz bir şekilde etkileyecektir.
Yapılan bilimsel çalışmalar gebeliğin 30. haftasında beynin işitsel uyarımları işlemleyebildiğini göstermektedir3. Annenin konuşmasının içeriğini değil ama konuşmanın ezgisini bebeğin beyni işleyebilmektedir3. İlerleyen zamanda çocuk, erken gelişim sürecinde anne veya bakıcısı ile arasındaki bağlanma ilişkisine göre bağlanma modelleri geliştirmekte ve bu modeller, hayatı boyunca kuracağı ilişkilerde kendi sergileyeceği tavrı önemli ölçüde belirlemektedir3.
Yeni doğan bir bebeğin ilk ihtiyaç duyduğu şey fiziksel bakımdan ziyade duygusal doyumdur. Bebeğin gözlerinin içine bakılıp kontak kurulması, konuşulması, oyun oynanması, dokunulması ve kucaklanması onun yaşamının ileriki yıllarında ortaya çıkabilecek problemlerin önüne geçilmesinde ve dış dünyaya karşı güvenli bir bağlanma modeli geliştirebilmesinde hayati bir önem taşımaktadır3. Bebek anne karnındayken de(cenin), doğduğunda da dış dünyanın farkındadır3. Dolayısıyla her türlü olumsuz uyarıcıya karşı savunmasız olduğundan çevresindekilerin buna hassasiyet göstermesi gerekmektedir. Güvenli bir bağlanma, anne ve bebek arasındaki sıcak, samimi ve güven verici bir ilişki sayesinde gerçekleşir. Korkmuş, huzursuz bir bebeği kucağında sevgiyle tutan bir anne bağlanmanın evrensel prototipidir3. Çocuk duygusal açıdan onaylanmalı, korunmalı ve annesinin yanında kendisini iyi hissedebilmelidir.
Çocuğun güvenli bir bağlanma ilişkisi geliştirebilmesi için bakım verenin çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlayıp bu ihtiyaçlara dengeli ve sağlıklı bir şekilde cevap vermesi gerekmektedir. Böylelikle ilerleyen yıllarda kendi değerini bilecek, bağımsız ve özerk bir kişilik profili geliştirip kaçınılmaz olarak karşısına çıkabilecek sıkıntı ve acı gibi olumsuz deneyimleri alt edebilecektir3. Güvende olma hissinin ve algısının zamanla benliğine kök salmasıyla birlikte başarısızlıktan korkmayacak, yeni deneyimlere daha açık olacak ve kendinden emin bir şekilde hareket edecektir. Netice itibariyle bize ilk bakım veren kişilerle kurmuş olduğumuz ilişki kalıbı, sonrasında hayatımıza giren kişilerle de kuracağımız ilişki kalıbının prototipi olduğundan büyük önem arz etmektedir3.
Sağlıklı Kişilik Profili
Sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olan bireyleri gözlemlediğimizde kendisine ve hayatındaki önemli kişilere dair bütünleşmiş, gerçekçi ve uyumlu bir algıya sahip olduğunu görürüz4. Bu tür insanlar duygularını ve iç çatışmalarını dengeli bir şekilde yaşarken stresle başa çıkabilmekte ve içinde bulunduğu zor durumlarda öfkesini veya üzüntüsünü kontrol edebilmektedir4. Sağlıklı bir gerçeklik algısına sahip olan bireyin kendi iç ve dış dünyası arasında kurulu olan denge güçlü olduğundan hem istikrarlı bir kendilik hissini hem de kendiliğin uyum ve bütünlüğünü yansıtan davranışları sürekli kılmaktadır4. Davranışsal süreçlere yansıyan tutarlı bir benlik hissiyle algısı, kişinin bireysel veya toplumsal sorumluluk, etkinlik ve becerilerin gerek yerine getirilmesinde gerekse de geliştirilmesinde önemli bir rol oynarken uzun vadeli hedeflerin gerçekleştirilmesinde de katkıda bulunacaktır4. Bütün bu artılarla birlikte kendisi ve başkaları hakkında akılcı bir kavrayışın olması, mevcut durumlar hakkında gerçekçi bir değerlendirme yapmasına yardımcı olurken empati ve başarılı ilişkiler kurmasını da destekleyecektir. Bu tür insanlarda otonomi yetisi, yani kendi kendini yönetme ve dış etkilerden bağımsız kararlar alıp kendi kurallarını belirleme becerisi yeterince geliştiği için güvene dayalı duygusal ilişkiler kurabilme ve bu ilişkileri sağlıklı bir şekilde sürdürebilme şansına da sahiptir4. Nitekim zor durumlarda oluşan karmaşık duygulanımlarını kendi dürtü kontrolünü kaybetmeden dengeli bir şekilde yönetebilme ve hayatın getirdiği değişikliklere cevap verip adapte olabilme becerisi ancak esnek ve güçlü bir kişiliğe sahip olan bireylerde görülür4. Kendi içsel bütünlüğünü sağlayıp gerçekçi düşünceler üreten ve yapıcı eleştirilere açık olup kendi hatalarını fark edebilen bir kişinin kendi iç dünyasında zamanla içselleştirerek oluşturduğu bir değerler sistemi vardır4. Ve netice itibariyle nadir de olsa, sahip olduğu değerler sistemini muhafaza edip benimseyen ve bir yandan toplumsal norm ve etik değerlere uyum sağlarken diğer yandan da kendi standartlarını belirleyen bir kişi, çevresindeki insanlar için bir ilham perisi olacaktır.
Borderline Kişilik Bozukluğu
Ünlü psikiyatrist Otto Kernberg’in borderline kişilik bozukluğunu “istikrarlı istikrarsızlık hali” olarak betimlemesinin altında birçok neden vardır5. Bu tür kişiler davranışları tahmin edilemeyen, manipülatif, terk edilmekten ve yalnızlıktan aşırı derecede korkan ve hızlı duygu değişimleri gösteren insanlardır5. Sevgi ve nefret hisleri arasında gidip geldikleri için kendilik ve nesne algıları içerik olarak bazen hayranlık uyandıracak kadar iyi bazen de acınacak kadar kötüdür. Ruhsal olarak kimi zaman gerçek olamayacak kadar iyimser, kimi zaman da sınırları zorlayan bir umutsuzluk hali içerisindedirler. Kısacası kimlik profilleri değişkendir(kimlik dağılması), yani istikrarlı ve gerçeklere dayanan bir kendilik ve nesne(ilişki içinde olduğu kişi) algısına sahip değildirler5. Dürtüsel yani düşünmeden, anlık ve içgüdülere göre davranan, kendine zarar verme eğilimi olan kişilerdir5. Bütüncül bir kimlik algıları yoktur. Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler hayatında yaşayabileceği türlü türlü olumsuzluklara, acılara veya hayal kırıklıklarına karşı ruhsal bir direnç ve metanet gösteremezler. Bu nedenle çok kolay incinip öfkelenir ve hınçlarını kendileri veya başkalarından alırlar. Bu kişiler çoğunlukla iyi günler yaşandığında kötü günler yaşanmamış, kötü günler yaşandığında ise iyi günler hiç yaşanmamış gibi davranırlar5. Gerçekliği değerlendirmede zorlanırlar çünkü iç dünyalarındaki dinamiklerle dış dünyadaki reel dünya ile bağ kurmak onlar için güçtür5. Dürtüsel yapılarından dolayı ani karar verme veya tutum değiştirme eğilimleri vardır5. Önce davranıp sonra düşünürler. Onlar için ya siyah ya da beyaz vardır; gri ve grinin tonları yoktur, dolayısıyla hayatın kendisi de sadece bu kıstaslara göre belirlenir. Duygularını da genellikle uçlarda siyah ve beyaz şeklinde yaşarlar. Bütünleşmemiş bir kişiliğe sahip oldukları için dış dünya ne kadar güzel olursa olsun bir yerlerde hep bir eksiklik hissederler5. Cinsel hayatlarında belirgin bir ketlenme yani cinsel dürtülerin, arzuların veya işlevlerin bilinçli veya bilinçdışı bir şekilde baskılanması ya da engellenmesi söz konusudur5. Cinsel ilişkilerinde hem sadisitik hem de sadomazoşistik eğilimler oldukça sık görülür5. Güçlü bir egoları yoktur ve kimlik dağınıklığından dolayı zamansal kopukluklar yaşayıp derin bir boşluk hissi duyumsayabilirler5. Empati kuramaz ve sıradan durumlarda bile seçim yapmakta zorlanırlar5. Çok kolay incinip öfkelenen ve yaşadığı ani duygu değişimleri neticesinde terk edilme korkusu tetiklenen borderline bireyin şiddete başvurduğu veya kendine zarar verdiği dönemler olabilmektedir5. Saydığımız bütün bu olumsuz belirtiler onun diğer kişilerle anlamlı, stabil ve yakın ilişkiler kurmasına engel olurken içinde bulunduğu sarmaldan kurtulup hayatına çekidüzen vermesini zorlaştırmaktadır. Kişilerarası güven sorunu yaşadıkları ve bu sebeple reddedilme düşüncesi yüzünden yoğun anksiyete hissettikleri de bilinmektedir5.
Devamı ikinci yazıda…

