Yazının Devamı…
Bu tip bireyler başkalarıyla ilişki kurmaktan veya aile ya da sosyal bir gurubun parçası olmaktan haz duymazlar12. Öfke ve sevinç gibi güçlü duyguları nadiren yaşadıklarını iddia ederler12. Nitekim soğuk ve mesafeli gözükmelerinin bir nedeni de sosyal ilişkilerinden kopuk olmakla birlikte duygularını sınırlı bir şekilde ifade edebilmeleridir12. Başkalarıyla birlikte olmaktan ziyade kendi kendilerine vakit geçirmeyi tercih ederler12. Bir başkasıyla cinsel deneyim yaşamaya çok az ilgi göstermekle beraber az arkadaşa sahip, nadiren randevuya çıkan ve genellikle evlenmeyen kişilerdir12. İçe dönük yapıları, yaşadıkları duygulanım kaybı ve gerçek dünyadan geri çekilmiş olmaları nedeniyle sosyal açıdan izole, ruhsal bağlamda pasif ve duygusal yönden derin bir yalnızlık çeken sorunlu insanlardır. Aslında içten içe derin bir bağ kurma arzusu taşırlar ancak geçmiş deneyimleri onlara insanlarla bağ kurmanın tehlikeli olduğunu öğretmiştir. Duygusal bağlantının yokluğu zamanla depresyona dönüşebilir, çünkü insan psikolojisi doğası gereği bağlanma ihtiyacı güder. Dolayısıyla bu varoluşsal yalnızlık anlamsızlık ile umutsuzluk hislerini körükler ve derin bir ruhsal boşluğa yol açar.
Şizoid hastalar yaşamın ilk yıllarında kendi annelerinin onları oldukları gibi sevmeyeceklerine dair bir inanç geliştirirler13. Çocuğun ruhsal ihtiyaçlarını karşılamayan, erken yaşta duygusal açıdan bağımsız olmaya zorlayan, sevgiye ve sıcaklığa ihtiyacı olduğu halde manevi yönden sahiplenmeyen, müdahaleci ve kontrolcü tavırlarıyla ruhsal açıdan yaralayan veya ilgisiz ve eleştirel davranışlarıyla çocuğun kendi içine kapanmasına neden olan tüm unsurlar şizoid kişilik bozukluğunu körükleyen en temel faktörlerdir13. Bu yüzden çocuk zamanla annesinin sevgisinin gerçek olmadığına veya sadece belirli koşullarda verileceğine inanarak kendini geri çekmektedir. Başkalarıyla duygusal bağ veya ilişki kurup kendiliğe ait bir iç dünyaya birey olarak manevi anlamda büyüme ve beslenme girişimleri, şizoid bireye göre başkaları tarafından ruhsal bağlamda ele geçirilmeye, cezalandırılmaya ya da manipüle edilmeye neden olan bir tehdit olarak algılanabilir13. Bu nedenle şizoid birey, duygusal ilişkilerden kaçarak ya da onları mümkün olduğunca yüzeysel tutarak kendi içsel bütünlüğünü korumaya çalışır.
Psikolojide “zihinselleştirme” kavramı, kişinin kendisinin ve başkalarının zihinsel durumlarını anlama, yorumlama ve bu doğrultuda davranışlarını şekillendirme yetisi olarak tanımlanır. Şizoid bireylerde “zihinselleştirme” yetisini engelleyen en büyük faktör, erken çocukluk döneminde yaşanan duygusal ihmal ve bağlanma sorunlarıdır. Duygulara karşı mesafeli duruş, empatik etkileşim eksikliği ve soyut düşünmeye aşırı yönelim bu yetinin gelişmesini zorlaştırmaktadır.
Genel olarak şizoid kişilik bozukluğunun patolojik nedenleri araştırıldığında, ailenin veya yakın çevrenin çocuğun manevi yönünün gelişiminde özellikle ruhsal açıdan önemli sorunlara yol açtığı görülmektedir. Aile ve yakın çevresi tarafından şefkat gösterilmemiş, duygusal açıdan onaylanıp kabul görülmemiş genç bireyin kendilik yapısı sorunlu gelişebilir14. Duygu ve düşüncelerinin bir başkası tarafından yansıtılmaması kendisini daha iyi tanıma ve empati kurma sürecinde önemli güçlüklere neden olabilir14. Öte yandan genç bireyin kişilik yapısı ve özgüveni sağlıklı bir şekilde gelişmezse kendini ifade etme ve olumsuz duygularını dışa vurma cesareti ve esnekliğinden mahrum kalabilir. Netice itibariyle erken dönemde yeterli duygusal destek ve onaydan yoksun kalan birey kendilik yapısında derin bir yalnızlık hissiyle şekillenerek iç dünyasına kapanabilir ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmada güçlük çekebilir.
Sonuç
“Aktarım” olgusu, psikolojide bireyin geçmişte önemli kişilerle(ebeveyn veya bakım veren) yaşadığı duygusal deneyimleri, düşünceleri ve ilişki dinamiklerini bilinçdışı olarak başka kişilere, özellikle de terapiste yönlendirmesi anlamına gelir. Borderline ve şizoid kişilik bozukluklarında (bütün kişilik bozukluklarında) aktarım çalışmaları danışanın bilinçdışı duygu, düşünce ve ilişki kalıplarını terapötik ilişki içinde açığa çıkarmasına yardımcı olur15. Her iki bozuklukta da aktarım çalışmaları danışanın geçmiş ilişki kalıplarını fark etmesine, terapist ile güvenli bir bağ kurup yeni ilişki deneyimleri yaşamasına ve kendini daha iyi tanımasına destek olur. Borderline bireyler için daha istikrarlı bir duygusal yapı sağlarken şizoid bireyler için duygusal dünyaya açılımı ve bağlanma kapasitesini arttırmayı hedefler15. Borderline vakalarında aktarım odaklı psikoterapinin hedefi kimliğin sağlamlaştırılmasıdır15. Kendiliğe ve ötekine dair uyumlu, gerçekçi ve tutarlı bir deneyime ulaşmak için idealize(iyi) ve zulmedici(kötü) şeklinde bölünmüş olan içselleştirilmiş nesne ilişkilerinin aktarım içinde bütünleştirilmesi hedeflenir15. Terapideki uzun vadede temel amaç sağlıklı ve başarılı aktarım süreçleri sonunda kimlik dağılmasının çözülmesi, yani içselleştirilen nesne ilişkilerinin bütünleştirilmesidir15. Terapi esnasında boderline hastanın öznel deneyimi mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde ortaya konmalı ve kendiliğe dair bilgilerle netleştirilmelidir15. Terapist, danışanın sözel ve sözsüz olarak ilettiklerini değerlendirip bireyi bu verilerle yani gerçeklerle yüzleşmesinde destek olmalıdır. Böylelikle hastanın kendilik ve nesne tasarımları bütünleşerek hayatın çok boyutlu gerçekliğine dair daha tutarlı ve sağlıklı bir yargıya sahip olması sağlanacaktır.
Başta şizoid kişilik bozukluğu olmak üzere tüm kişilik patolojilerinin ortak özelliği yakın ve kalıcı ilişkiler kuramamaktır16. Nitekim şizoid hastalar kendilerini güvende hissetmek için duygusal açıdan kopuk olmayı tercih ederler16. Bu yüzden terapistin yoğun ve uzun sessizliklere tahammül edebiliyor olması gerekmektedir16. Bu tür vakaların en önemli güçlüğü kronik yalnızlık hissi ve bağlanma problemleridir16. Eğer ki; birey, kendisine haz veren unsurlarla ruhsal açıdan güçlenip sosyal ortamlarda kalıcı olmayı bir amaç haline getirebilirse sağlıklı ve verimli ilişkiler kurmada zamanla önemli bir aşama kaydedecektir. Bu doğrultuda terapinin amacı bireyin yalıtılmış olan kendiliği ortaya çıkarıp hayatla mümkün olduğunca bütünleşmesine aracılık etmektir. Yaşama amacının belirlenmesi ve bu tür edinimlerin faydalı etkinliklerle desteklenmesi, söz konusu vakanın ruhsal rehabilitasyonunda önemli bir rol oynayacaktır.
Sonuç olarak “tanı”, terapistlerin bir yol haritası olduğundan hangi amaç ve yöntemlerle çalışılacağının bilinmesi açısından oldukça önemlidir. Terapi olmadan tek başına ilaç tedavisi kişilik bozukluklarını ortadan kaldırmaz ama bazı semptomları hafifletebilir17. Duygusal çalkantılar, yoğun kaygı, depresyon, öfke, dürtüsellik, kendini öldürmeye kalkışma, yersiz kuşkuculuk ve psikoz belirtilerini düzenlemede ilaçlardan yardım alınması faydalı olabilir17. Ayrıca bilinmelidir ki; her rahatsızlığın bir düzeyi vardır ve önemli olan sahip olduğumuz sıkıntıların kendi günlük yaşantımızı yani hayat kalitemizi ne derecede ve ne şekilde etkilediğidir.
Son
1- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 28-29
2- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 32
3- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 46-49
4- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 38- 39
5- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 53-58
6- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 59-61
7- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 74-81
8- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 244
9- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 245
10- James F. Masterson ve Anne R. Lieberman, “Terapistler için kişilik bozuklukları rehberi”: Masterson yaklaşımı (Rehber ve çalışma kitabı), çev. Mirel Benveniste, ed. Tahir Özakkaş (İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, 2012), 2. Baskı: S 147
11- James F. Masterson ve Anne R. Lieberman, “Terapistler için kişilik bozuklukları rehberi”: Masterson yaklaşımı (Rehber ve çalışma kitabı), çev. Mirel Benveniste, ed. Tahir Özakkaş (İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, 2012), 2. Baskı: S 152-153
12- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 245-255
13- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 256-257
14- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 258
15- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 100-110
16- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 271-273
17- Fatih Pulat, “Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları”, KANON Yay 1. Baskı, (2023): S 94-95/ 262
Kaynakça
-Fatih Pulat, (2023) Gündelik Yaşamda Ve Psikoterapide Kişilik Bozuklukları. İstanbul: Kanon Yay.
-James F. Masterson, (2018) Kişilik Bozuklukları. Çev. Betül Taylan Bozkurt ve Tuğrul Veli Soylu. 3. Baskı. İstanbul: LITERA Yay.
-Harry Guntrip, (2018) Şizoid Görüngü Nesne İlişkileri Ve Kendilik. Çev. İpek Babacan. 3. Baskı. İstanbul: Metis Yay.
-James F. Masterson and Anne R. Lieberman, (2004) Terapistler İçin Kişilik Bozuklukları Rehberi. Çev. Mirel Benveniste. 2. Baskı. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yay.

