Scroll Top
İrademizin Yetileri ve Kaygısı

Varoluş yolculuğumuzda yaşadığımız deneyimlerin bize kazandırdığı en büyük nimet ruhsal olgunluktur.

  Varoluş yolculuğumuzda yaşadığımız deneyimlerin bize kazandırdığı en büyük nimet ruhsal olgunluktur. Çeşitli deneyimlerle kazanılan olgunluk(!) kendi özümüz ve hayatla olan ilişkimizi geliştiren, ayrıca hayatın gerçeklerini daha net bir şekilde görebilmemizi sağlayan bir nimettir. İnsan yaşadıkça öğrenir, tecrübe edinir, zorlukların üstesinden gelerek kendi kişiliğini güçlendirir. Zaman onun bir takım gerçekleri kabullenmesini ve kendi yaşama amacını keşfetmesini sağlar.

  Yaşanılan ağır deneyimlerle tetiklenen kaygı, kişinin kendi özüyle kurduğu ilişkiye ket vurabilen insani bir durumdur. Bireyin hayatla olan sağlıklı ilişkisinin en gözü kara düşmanlarından biri olan kaygı, “ben” içerisindeki etkinliğini arttırarak onu kendi özünden ve hayatın nimetlerinden uzaklaştırabilir. Öte yandan, hayatımızda yaşadığımız olumsuz deneyimler aslında bir tür sınavdır; nitekim yaşamın kendisi bir sınav değil midir? Ancak yoğun ve kronik hale gelen kaygı, kendi benliğimizdeki varlığıyla zihinsel yetilerimizin sağlığını bozup bize ruhsal açıdan prangalar ekler. Zamanla bizi özümüze karşı yabancılaştırır ve dikkatimizi kendi karanlık mağarasının derinliklerine doğru çeker.

  Günümüzde pek çok insan deneyimlediği kaygı ve mahrumiyet hislerinin olumsuz etkileri yüzünden kendi manevi iradesiyle kurduğu birlik ve bütünlüğü kaybetmiştir. O, sahip olduğu manevi zenginlikleri rafa kaldırıp kendi potansiyelini psikolojik açıdan bastırmakta ve ihmal etmektedir. Yine de kişi, zihninde tezahür eden pek çok olumsuz ideye rağmen zamanın derman niteliğindeki yardımıyla ruhsal anlamda iyileşip huzurlu bir şekilde var olabilir. Kısaca o, tekrar kendi özüne geri dönebilir.

  Zihinsel gelişimimizle paralel bir yön çizen “öz-benliğin” yeri ayrı bir önem taşır. “Öz-benlik”, olgunlaşmakta olan ruhsal yapımızın bir parçasıdır. Bu ruhsal ögenin ayrı bir özelliği pasifize olması durumunda kişinin dış dünyaya olan yönelimini olumsuz bir şekilde belirleyebilmesidir. Bunun yanı sıra “öz-benlik” bireyin dış dünyayı algılayış sürecinde idrak ettiklerini kendisi için olumlu veya olumsuz bir şekilde değerlendirebilir. Kısaca onun zihinsel gelişiminde önemli bir rol oynar.

  Konuyu derinleştirmeden önce dile getirmek istediğim ayrı bir kavram da “meraktır.” Sahip olduğu gücü bireysel ve toplumsal ilgi yoluyla arttıran insanoğlu kendi “merakı” sayesinde yaşamın yararlı ve olumlu yönlerini derinlemesine gözlemleyerek ufkunu genişletmiştir.

  Hayatın asıl amacının sevgiyi kayıtsız şartsız içinde ve çevresinde yaşatmak olduğuna inanan kişiler çalkantılı ve zor dönemlerden geçerek ruhsal bir olgunluğa erişmişlerdir. Bu insanları hayatı sorgulamaya iten ve zamanla olgunlaştırıp sevgi titreşimlerinin artmasında vesile olan “merak” iç-güdüsüdür. Bu iç-güdü onları ruhsal tekâmüle ve hayatın değerli öğretilerine ulaştıran bir kaynak olmuştur. Fakat birey yeterli bir farkındalık geliştirmeden ne sırf “merakıyla” bir hedef belirleyebilir ne de hayatında anlamlı bir yönelim gerçekleştirebilir. O önce hissederek, hayatı tadarak ilgi veya ihtiyaç duyduklarının “farkındalığına” varır; ardından onlara “merakıyla” yönelir.

  O hayatında pek çok olumsuz hadise yaşasa da kendi “öz-benliğinin” sağlam doğası ile ruhsal bütünlüğünü kuvvetlendirebilir. Bu çok değerli bir unsurdur; çünkü kendisi dâhil olmak üzere neyi bilip bilmediğini bilen ve gerçeklerin “farkında” olan bir kişinin hayata olan yöneliminde “öz-benlik” belirleyici bir rol oynar. Olumlu ve güçlü bir potansiyele sahip “öz-benlik” akabinde oluşan “merakın” doğrultusunun da hayatın pozitif yönüne doğru gerçekleşmesine katkı sağlar.

  “Benin” idrak ettiği verilerin anlamsal yönüyle bir devinim yaşayan manevi irade “merakın” istikametini belirler. Yani ruhsal açıdan gelişime doğru giden yolun rotasını belirleyen bir iç-rehber olarak manevi iradenin kendisidir. Nitekim kendi sağlıklı “öz-benliği” pasifize olan bir kişi hayatın anlamından ve doğal yapısından uzaklaşır. Böylelikle o, manevi anlamda bağlayıcı unsurların ve zenginliklerin olmadığı ruhsuz bir iradeyle kendi bencilce isteklerini gidermek isteyen bir kimlik yapısına bürünür.

  İlk aşamada “farkındalık” yetisi bedensel ihtiyaçları algılayan ayrıca duyumsadığı dışsal uyarıcıları tanımlamaya ve ayırt etmeye çalışan bilinçtir. Bebeğin çevreden edindiği izlenimlerle ve geçirdiği fizyolojik gelişimle kapasitesi artan “bilinç”, “merakın” uyanışını dış dünya ile temas kurarak ve zamanla aldığı verileri usa vurarak (bilginin oluşumu) gerçekleştirir. Bebeğin çevresindeki uyarıcılarla zihnin etkileşimi, “merak ederek” yani ilk aşamada bebeğin çevresindeki objelere olan ilgisi, ardından bireysel ve kişilerarası eğitimle gelişen mantığın çizgisinde yol alır. Merak, zekâ ve aklın gelişimiyle birlikte bireyin ruhsal yapısının zaman içindeki devinimiyle yakından ilişkilidir. Bu aşamalarda gelişen bilinç düzeyi, bilinmeyeni anlama isteği haline dönüşen “merak” iç-güdüsüyle etkileşim halindedir. Yine karşılıklı bir şekilde düşünmenin “merak” ile olan bağlantıları göz ardı edilemez. Sebebi: Düşünce gücünün kendi manevi iç-temamızı dikkate almak suretiyle “merakın” oluşumunu sağlaması ve sorgulayışın muhakemesel gücü olmasıdır. Bu bağlamda “merak”, nasıl bilinmeyene karşı bir anlama arzusu ise; düşünmek de kavrayışın ve muhakeme sürecinin işletim kaynağıdır.

  Asıl sorun, zihinsel gelişim arifesinde olan genç bireyin yaşadığı yoğun kaygı hissi sonucu arzu edilmeyen kendilik ve nesne algıları geliştirmesidir. Kişi, kaygının neden olduğu olumsuz düşüncelerin ve algıların etkisinde kaldıkça sağlıklı olmayan bir kendilik ve hayat anlayışı geliştirmekte, dolayısıyla kendi özünden uzaklaşmaktadır. Oluşan bu olumsuz tabloda, hayatla güçlü bir dirimsel bağ kurabilmesi ve zihinsel gelişimini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi zorlaşmaktadır. Çünkü yoğun ve süreklilik kazanan kaygı, onun zihinsel gelişimine ket vurabilen insani bir durumdur.

  Gelişimin ilerleyen yıllarında, “merak” iç-güdüsü artık kendi içinde bütünlüğünü kaybetmiş bir irade için hizmet verir. Kaygının etkisinde kalan pasif bir manevi irade için hizmet veren “merakın” rotası, hayatın anlamlı ve zengin yönünden iyice sapabilir. Bu durumda birey, önünde uzanan hayatı kovalarken kendi kalbinin sesini kaybeder ve yüreğinin katılaşmasına engel olamaz. Onun gözündeki gerçek hayat, artık eski anlamını yitirmiştir.

  Bireyin bilişsel yetileri (hafıza, algı, dikkat, farkındalık, kavrayış, odaklanma, sezgi, muhakeme), yani gerçek hayattan çeşitli yollarla edindiği bilgileri işleyip doğru bir şekilde değerlendirme ve yorumlama becerisi, onun ruhsal gelişiminde önemli bir rol oynayan zihinsel yetileridir. Bilişsel yetilerinin sağlıklı işlevi onu hayata bağlar ve toplumun işleyen dev çarkının bir parçası olmasını sağlar. Bu zihinsel yetilerin yardımıyla birey özel, sosyal veya mesleki hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürebilir ve kendi hayatını mantıklı bir şekilde gözlemleyip değerlendirebilir. Bununla beraber, bireyin hayat anlayışının hümanist bir bakış açısıyla desteklenmesi önemlidir. Böylelikle o, hem kendisine hem de hayata karşı barışçıl bir gözle bakabilir ve kendi kişiliğinin güç kazanmasında mesafe alabilir.

  Pek çoğumuz, hayatımızda süregelen belirsizliklerden olumsuz anlamda etkilenmiş ve bazen kendi yolumuzu kaybetmişizdir. Fakat bu durum, bizim zorluklar karşısında gerçekçi düşünebilme kabiliyetimizi geliştirip düzlüğe çıkaracak ipuçlarını elde etmemizi sağlamış değildir. Psikolojik anlamda problem çözebilme yeteneği, kişinin kendi ruhsal dengesini koruyabilmesinde yardımcıdır. Bunun yanında sorgulayıcı ve bağışlayıcı bir felsefi anlayış, kendi hayatımızda üstleneceği kritik rolü yerine getirebilir. Ayrıca, kendi varoluş yolculuğumuzda ilerlerken içimizde kurgusal bir gerçeklik anlayışının oluşması, mantığımızın gelişmesinde yardımcı olacaktır.

  Sonuç olarak; hayatın gizemini keşfetme isteğinde olan her meraklı birey için “öz-benliğin” rehberliği gerekli ve önemlidir. Kaleme alınan bu yazıyı, “öz-benliğin” kişinin olgunlaşma sürecinde oynadığı belirleyici rolü vurgulayarak sonlandırmak istiyorum. Çünkü bu ruhsal ögenin ona manevi anlamda sağladığı katkıların farkındayım ve böylece kaderimizin karanlık yolunu aydınlatan yegâne insani vasıf olduğu görüşündeyim.