Cevabını aradığımız soruları aydınlatmak için bizi bilinmeyen gerçeğe yönlendiren iç-güdü “meraktır.” Hayatın gizemli kapılarını aralamaya ve bilinmeyen gerçekleri keşfetmeye yönlendiren “merakımız” manevi irademizin ihtiyaç duyduğu anlamsal zenginliklere göre derinleşmekte ve güçlenmektedir. Durum şu ki; birey, kendi içinde devinen manevi arzularına göre hayatında bir yönelim içerisindedir. Nitekim irademizin yönelimini sağlayan “merak” benliğimizin içinde oluşurken manevi pek çok ihtiyacı gaye haline getirir. Dolayısıyla biz “merakı”, kendi manevi ihtiyaçlarımızı gidermek için zihnimizi bilinmeyen gerçeklerle bütünleştiren varoluşsal, itici bir güç olarak niteleyebiliriz.
Öte yandan, toplumsal veya sosyal olguların gerçek iç yüzünü değerlendirmemizi; ufkumuzu genişletip aydınlığa giden yolda ilerlememizi ve çeşitli durumlarda zor kararlar alırken gerçekleri doğru bir şekilde muhakeme etmemizi sağlayan yeti düşünce gücüdür. Düşünce gücü bireyin en önemli varoluşsal yetisidir. Sağlıklı ve dingin bir şekilde düşünmenin veya düşünce üretmenin yardımıyla kişi kendisini günlük yaşamında daha verimli kılar. Ancak bu yetinin kötülük amacıyla kullanılması, söz konusu kişiyi doğanın en tehlikeli yaratığı haline getirebilir. İnsan için sağlıklı bir düşünce gücünün önemi, özellikle başkalarının hayatı hakkında riskli ve zor kararlar alırken kendi zihnimizde oluşturduğumuz yargıların adil ve rasyonel olmasında kilit bir rol üstlenmesidir. Düşünmek, onun (bireyin) iradesinin dümenini kontrol eden, varoluşunun gizli cevheridir.
Birey, düşünce yetisi sayesinde kendi sorunlarını mantıksal bir şekilde yorumlar ve çözüme ulaştırır. Sağlıklı bir “özne-nesne” ilişkisinin kurulmasında kilit bir rol oynar. Bu yeti, kişinin kendi davranışlarını kontrol ederek gerektiğinde onu yönlendirir.
Yaşanılan zorlu deneyimlerin sindirilememesi, bireyin “öz-benliğini” pasifleştirip dirimsel bağını köreltirken hayata dönük ilgisini kaybetmesine neden olur. Böylelikle kişi kendi özüne ve hayata karşı zamanla yabancılaşır. Bu yabancılaşma sürecinde “ben” için önceden birer yaşam kaynağı sayılan manevi değerler önemini yitirir. O, hayata karşı duyarsızlaşır ve kendi gerçeklik anlayışında sağlıklı olmayan içerikler oluşmaya başlar. Manevi iradesi pasifize olan bireyin hayatında belirlediği hedefler, anlamsız bir varoluşun öncüsü ve hazırlayıcısı olur. Daha ileri safhalarda ise bu olumsuz yapı, kişinin düşünsel süreçlerine hükmeder.
Hâlbuki kendisi ve dış dünya ile arasında kurduğu değer alışverişinde gerçekçi ve sağlam bir ussal oluşum içerisinde olan birey manevi dünyasına güzel anlamlar yükleyecektir. Çünkü bu durumda kişi “öz-benliğin” yardımıyla kendi doğru yolunu bulacak ve ihtiyaç duyduğu gücü kendi özündeki sevgiden alacaktır. Bu süreçte edinilen pek çok yararlı kazanım, onun manevi iradesini geliştirecek ve daha çok hayata bağlayacaktır. Kişinin ilerlediği yolda hayatla olan bağını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi için manevi değerlerinin kurgusal ve zengin yapısı çok önemlidir.
Hayat bizi şu ana bağlamalıdır. Fakat patolojik bir süreç içerisinde bulunan birey kendi geçmişiyle yüz yüze kaldığında güncel zamana dönük ilgisini kaybedebilir. Onun “merakının” ibresi kendi geçmişine doğru döndüğünden mazide kalan anılarına saplantılı bir şekilde bağlanır; böylece şu anın lütuflarından mahrum kalır. Bu, kendi geçmişimizin sıkıntılı ve kederli anılarının tekrar bilinç düzeyine yükselmesinin nedenidir. İmdi onun sağlıklı bir ruhsal yapıya kavuşup kendi manevi özgürlüğünü koruması güçleşir. Değinmemiz ve altını çizmemiz gereken nokta, gerçeğin zihnimizdeki yansımasının kaygıyla boyanmasıdır. Bu süreç, bireyin kendilik imajına ve hayata karşı beslediği değerlere negatif bir içerik katmaktadır.
“Öz-benliğin” pasifize olması, bireyin iç-gözlemsel özelliğinin zayıflamasına ayrıca kendi gözündeki hayat imajının bozulmasına neden olmaktadır. Ancak etkili bir sağaltımın faydasıyla kişi olumsuz düşüncelerden ve kendilik algılarından arınıp hayatla tekrar dirimselleşebilir. Hayatın anlamının geleceğin sürprizlerinde saklı olduğuna inanarak anı yaşamayı deneyebilir. Söz konusu sağaltımın amacı onun manevi iradesinin kabuk bağlayan yaralarını iyileştirmek olmalıdır.
Her mutlu hikâyenin sonunda gerçekleşen, kahramanların sevgi evine yaptığı yolculuktur. Bireyin hayatla kurduğu dirimsel bağ, inancın ve sevginin gücü ile yeşerir. Böylelikle o hem kendisi ile olan manevi bağını güçlendirir hem de anın nimetlerine karşı duyduğu ilgiyle kendi hayatiyetini(yaşama gücü) arttırır. Neticede hayatın anlamı içimizde ve çevremizde gizlidir.

