Özellikle 20. yüzyılda doruk noktasına ulaşan bilim ve teknoloji, yüksek üretim kapasitesi ve tüketim anlayışının kamçılanması sonucu insanlığın hizmetine pek çok işlevsel, yaratıcı ve faydalı ürün sundu. Bir başka açıdan ise günümüzde gerek niteliksel gerekse de niceliksel açıdan gelişen bilim ve teknoloji, ezelden beri süregelen maddi ve manevi kültürel değerler üzerinde dolaylı olarak istismar edici bir etkide bulundu. Birey, toplumların asırlar boyunca yarattığı kültürel değerlerle, teknolojinin özellikle son yüzyılda insanlığa sunduğu yüksek kaliteli ve konforlu yaşam koşulları arasında bir seçim yapmak zorunda kalmıştır. Ne yazık ki; günümüz insanı, kendisi için yapay olanı yani teknolojiyi doğal olana, yani kültürel değerlere tercih etmekte ve nesillerden beri biriken önemli mirasları ihmal ve göz ardı etmektedir.
Günümüzde yaşanan kültürel istismarın nedeni teknolojinin sağlamış olduğu lüks ve konforlu yaşam koşullarının birey üzerinde kurmuş olduğu hegemonyadır. Gelişmiş teknolojik ürünler, insanların dikkatlerini ve zamanlarını gasp ederek onları doğal varoluşlarından alıkoymakta ve suni bir varoluş formatına adapte etmektedir. Bugün bu tanıma uygun düşen en gözde teknolojik iki ürün ise internet ve televizyondur.
Teknolojinin sağladığı faydaları bilmek, farkına varmak ya da yararlanmak kolaydır. Fakat uzun vadede teknolojinin olumsuz bir rol oynadığı kültürel istismarı önlemek, ilerisini gören ve insani değerleri umursayan sorumlu kişilerin görevidir. Günümüzde ve son bir yüzyılda gerçekleşen kültürel istismarda yok olan sadece kültürel değerler değildir. Manevi açıdan kan kaybeden toplumun ve tekil bireyin yaratıcı yetileri ve benliğidir. Bilim ve teknolojinin hegemonyası altındaki insan, söz konusu yapay ürünlere aşırı derecede zaman ve ilgi harcayarak kendisini sosyal dünyadan yalıtmaktadır. Salt maddi olanı yüceltip manevi olanın değerini aşağılara çektiği için yaratıcı ve sevgi dolu benliğinden değer yitirmektedir. Çünkü yapay olanın insani bir doğası yoktur; ruhsal bir değeri bulunmaz. İnsana duygusal açıdan bir değer katmaz. Fakat bu ürünler günümüzde git gide yalnızlaşan bireyin bir hayat arkadaşı veya dostu konumuna yükselmiştir. Nitekim onlar kişiyi kendisine ve hayata karşı yabancılaştıran fonksiyonlu ama cansız bir materyalden farksızdır. Ne yazık ki; onlara gereğinden fazla önem arz edilmektedir.
Günümüzün bireyi yaşanılan kültürel istismarın ve manevi değer yitiminin farkında değildir. Olması da zordur. Çünkü o, gözünü karartmış, yani yapay olanı gerçek olana tercih etmiştir. Bu doğrultuda söz konusu ürünlerle kurduğu ilişki ve bu ürünlerin hayatındaki yeri ayrı bir boyut kazanmıştır. Teknolojik ürünler kişinin kendi manevi değerlerinin temsili vekili haline gelmiştir. Manevi değerlerin yeri maddi olanla doldurulmaya başlanmıştır. Kısaca insanın manevi iradesi artık bir cisme verilen değerden ve hatta cisimden farksızdır.
Bireyin manevi açıdan değer kaybettiği bu çağda bilim ve teknolojinin ürünü, onun taptığı bir put haline dönüşmüştür. Kısacası kişi, o ürünün özelliklerine ve işlevlerine muhtaç bir konuma gelmiş ve onsuz yaşamını sürdüremeyen bağımlı bir varlık haline dönüşmüştür. O, sanki totemine taparak ve yücelterek tüm ilgisini, sevgisini ve zamanını harcamakta ve kendi manevi haznesinden feragat etmektedir. Çünkü onun söz konusu yapay üründen manevi anlamda hiçbir kazanımı yoktur.
Bireyin bu bağımlılıktan kurtulması için kendi insani varlığını fark etmesi ve manevi açıdan kendini beslemesi gerekmektedir. Kişi bunu ancak kendi geçmişi ve kimliğinin farkına vararak anlayabilir ve geçmişi ile kurduğu bağla mevcudiyetinin kıymetini daha iyi kavrayabilir.
Eğer bir kimsenin geçmişi yoksa onun geleceği de olmaz. Geçmişini bilmeyen, geleceğini tahmin edemez. Geçmişi olmayan bir kişi kendi gerçek kimliğini bilemez ve hayat hakkındaki bilgisi belirsiz bir tahmin olarak kalır. Dolayısıyla bireyin kendisine gerçek kimliğini hatırlatacak olan maddi ve manevi kültürel değerlerdir. Bu değerlerin sağladığı artılar sayesinde kişi, yaşamında bir aidiyet duygusu kazanır ve kaderindeki konumunu idrak eder. Bu gerçek, her toplum ve insan için geçerlidir.
İnsanoğlunun kendi esas gerçeği antropolojik olarak kendi kronolojik boylamında, ezelde ve şu andadır. Yani kültürel değerler hem ezelden beri var olduğu için insanın geçmişindedir hem de şu anda var olduğu için çevresinde bulunur. Dolayısıyla maddi ve manevi kültürün istismarı, ezelden beri var olan değerlerin ve emeğin istismarı ve idamı demektir. Bu yüzden o korunmalı ve hatırlanmalıdır. Geçmişte kim olduğumuzu ve neler yaptığımızı anımsamak ve yaptığımız hatalardan ibret alabilmek için.

