Girdap, birbirine zıt akıntıların oluşturduğu bir anafordur. Kendi çekim kuvvetiyle içine alabildiği ufak parçacıkları sindirir ve eritir. Çevresindeki nesneleri içine çekerek akıntısına katar.
İçinde bulunduğumuz evrende metaforik açıdan birbirine zıt iki ulvi akıntı bulunmaktadır. Bu akıntılardan biri atomların oluşturduğu maddi evrendir. Maddi evren yok olmaya mahkümdür ve akıntı yönü ölüme ve yok olmaya dönüktür; tüketilmeye meyillidir. Yaşamı oluşturan doğal dengede canlıların içinde bulunduğu organik yapılar da maddi evren sınıfına girer.
Bir diğer ulvi akıntı ise manevi evrendir. Bu evren yaşamın ve varoluşun simgesi, evreni ayakta tutan biricik dengedir. Bu akıntının yönü sonsuza dek yücelir. Tanrı, ruhsallık ve sevgi bu akıntının temel unsurlarıdır. Onlar yapıcı, birleştirici ve yaşamaya teşvik edici yönleriyle doğadaki ve evrendeki yaşamı devam ettirirler.
Bu iki akıntı birbirine ters yönde akışını sürdürür ve oluşturduğu döngüsel hareketle maddi ve manevi unsurların bir melezi olan insan girdabını yaratır. İnsanın kendi yaşamının başlangıcından itibaren maddi yönünü oluşturan fizyolojik yapısı gelişir, büyür ve ölür. Fakat manevi yapısı her zaman gelişmeye ve büyümeye meyillidir.
Bu iki akıntının bileşimi olan insan girdabının özelliği, yaşamında kendi manevi veya maddi ihtiyaçlarını karşılarken tükettiği nimetler sayesinde ruhsal ve fizyolojik yapısını geliştirebilmesinde gizlidir.
O, bedensel ihtiyaçları kisvesinde fizyolojik, ruhsal gereksinimleri kılıfında manevi bir varlıktır. Ayrıca insan manevi ve üretici özelliklerinden dolayı kültürel bir varlıktır. Çünkü birey, önce çevresindeki değerleri içselleştirerek benimser daha sonra da içselleştirdiklerine bir yorum katarak dışsallaştırır ve kendi dünyasını inşa eder.
Toplum ise, insan girdaplarının oluşturduğu makro bir girdaptır ve gücünü tekil girdapların birbirleriyle birleşmesinden elde ettiği sinerji ile sağlar. Toplumun devamlılığını sağlayan maddi bileşen günümüzdeki “kapitalist” sistemdir. “Kapitalist” sistem tüketmeye ve büyümeye mecburdur. O kendi devamlılığını iradesine entegre ettiği mikro girdapları yani insanları tüketerek, çevresindeki yaşamı ve doğayı sömürerek sağlar.
Toplumun manevi bileşeni ise; insanların birlikteliklerini sağlayan sevgi ve “Yaratana” karşı duydukları bağlılık ve inançtır. Bu bileşenler olmadan makro girdap birlik ve bütünlüğünü sağlayamaz, dolayısıyla içindeki dönüşümü sağlayamadığı için dağılıp gider.
Birey de, toplum da birer girdaptır. Fakat maddi ve manevi yönleriyle bu girdaplar toplumun yaşam kalitesini daha yukarı mertebelere taşıyabilirler. Onun için bireysel girdapları birleştiren ve tek bir çatı altına toplayan “devlet”, çağdaş ve akılcı bir ideolojik tutumla toplumu yönetmelidir. Ayrıca toplumun iki akıntısını oluşturan maddi ve manevi değerlerin bir dengesini ve ideal sentezini yaratmalıdır. Hangi sınıftan ve ırktan olursa olsun insan girdaplarını birleştirip kazanmaya teşvik etmeli, çok yönlü imkânlarını seferber edip desteklemelidir. Girdaplar arasındaki eşitliği sağlayabilmek için demokrasiyi güçlendirmeli, çağdaş bir anlayışla adaleti sağlamalıdır. Eğer maddi ve manevi dengeleriyle makro bir girdap olan “devlet” ideal düzenine ulaşırsa bu durumdan her tekil girdap istifade edebilir. Sağlayamazsa girdaplar yok olmaya mahkümdür.
Girdabın esas unsuru, yaşamın somut ve soyut yönlerinin uyumuyla birlikte yarattığı varoluşsal kimlikte gizlidir. Yarattığı çekim etkisiyle çevresindekileri bir düzene oturtur. O var oldukça kendisini gerçekleştirir ve yarattığı dönüşümle etrafındakileri aktive eder.
Birey kendi potansiyelini korumak ve ruhsal gelişimini sağlayabilmek için varoluşunu bu girdapta sürdürüp daimi kılmaya mecburdur. “Devlet” ise üstlendiği sorumlulukla bu ahengi sağlayacaktır.
Her girdabın savaşı durağanlığa, yoksunlaşmaya ve yok olmaya karşı verilmektedir ve verilmelidir. Girdaplar büyümeli ve kendi varoluşsal gereksinimlerini karşılayıp çevresini çağdaş bir düzeye ulaştırmalıdır. Hayatını ve çevresini aktive edip gönül zenginlikleriyle dolu bir dünya için kendi savaşımını vermelidir. Aksi halde, yörüngesi ve çekim gücü olmayan bir kaosta insanlar yollarını ve varoluş amaçlarını kaybedeceklerdir.

