Scroll Top
Öz-Benlik ve Dirimsel Bağ Bileşkesi

“Öz-benlik”, kendi plasentası olan “dirimsel bağ” aracılığıyla, bilincin penceresinden sevgiyle ve inancın gücüyle gerçek hayata doğru…

   Benliğin katmanları gelişmeden önce bebeğin sahip olduğu en güçlü yeti kendi duyularıdır. Bu kapsamda bilincin olgunlaşması, algılama ve yorumlama gibi yetilerin gelişimiyle yakından ilgilidir. Onun kendisini dış dünyadan ayrı bir özne olarak algılaması ve kendisiyle ilgili yeterli bir farkındalık geliştirmesi, zihinsel gelişiminin en önemli evresini oluşturur. Tecrübe ettiği iç ve dış kaynaklı deneyimlerle derinliği artan ve gelişen bilinç, benliğin diğer önemli katmanlarının oluşumunda aracı bir rol üstlenir. Artan fizyolojik ve ruhsal gereksinimlerin bilinç düzeyinde fark edilmesi, yorumlanması ve düzenlenmesiyle birlikte, benliğin bu ihtiyaçları organize eden katmanları (ego ve öz-benlik) şekillenmeye başlar.

  Manevi irademizin zenginleşme süreci, tecrübe ettiğimiz deneyimlerin bilişsel yetilerimiz tarafından bir filtrasyondan geçirilmesiyle başlar. Söz konusu tecrübelerden kazanılan anlamsal içerikler, manevi irademizi devindiren bir güce sahiptir. Bu süreç, “öz-benliğin” doğuşunu sağlayan bilincin, dış dünyayla arasında kurulu olan ilişkisi ile oluşur. Bu ilişkinin bir yönü bireyin kendilik algısını sağlayan “öz-benliğe”, diğer yönü ise hayatla arasında kurulu olan dirimsel bir yapıya işaret eder. “Dirimsel bağ”, onun manevi iradesini gerçek hayatla bütünleştiren soyut bir köprü görevi üstlenir.

  Söz konusu bilişsel ve ruhsal yetilerin yardımıyla kişinin zihni, düşünsel tezahürlerin tinsel düzlemde gerçeklik kazandığı bir mikro evren haline gelir. Gerçek dünyayla kurduğu bağlantı vesilesiyle bu mikro evren kendisine özgü içeriğiyle yapılanır.

  Hayatın gerçeklerini anlayabilmek için kişinin kendisini bir kefeye koyup düşünsel anlamda referans almasını sağlayan bir atölyedir bu iç-dünya(öz-benlik). Bu ortam onun manevi özgürlüğünü, ayrıca kendi iç-görüsünü sağlayan bir yetidir de. Kişiyi ruhsal anlamda aydınlatan bilge bir filozof veya aynada(metafor) gördüğü gerçeği yüzüne tokat gibi vuran vazgeçilmez bir kötü gün dostudur “öz-benlik.” Burası, yaşanılan deneyimlerle gelişen manevi güzergâhtır. Kendi “öz-benliğimizle” kurduğumuz bağlantı, aslında hayatla kurduğumuz en temel bağdır ve ruhsal olgunluğumuz bu köprü ile filizlenip, büyür. “Öz-benliği” hayata bağlayan ise “dirimsel bağdır.”

   Bir yuva olarak nitelendirdiğimiz manevi iç-dünyamızın varlığı için “dirimsel bağ” elzemdir. Çünkü “dirimsel bağ”, “öz-benliği” besleyen ve bilinç aracılığıyla bireyin hayatla kurduğu ilişkide asla yitirilmemesi gereken soyut bir plasenta görevi üstlenir.

  “Öz-benlik” gelişime açıktır; çünkü tinsel bir yapıda olduğu için devinimseldir. Bu iradeyi devinime ulaştıran unsur, bireyin tecrübe ettiği deneyimlerin anlamsal zenginlikleridir. Us aracılığıyla duyusal verilerden arındırılan gerçeğin anlamı “öz-benliğe” kazandırılır. Başka bir deyişle “öz-benlik” hayatın anlamıdır; gelişen manevi/kültürel değer yargısıdır; onun hayat anlayışıdır; kendi öz-kimliği, iç-gerçekliği ve yüreğinin sesidir.

  “Öz-benlik”, kendi plasentası olan “dirimsel bağ” aracılığıyla, bilincin penceresinden sevgiyle ve inancın gücüyle gerçek hayata doğru uzanarak zamanın sürekliliği içerisinde kendi formunu kazanır. Zamanın sürekliliği, bireyin belleğinin işlevi ile birlikte manevi bir platformun varoluşunu mümkün kılar. Bellek olmadan dışarıdan edinilen veriler zihinde belirli bir formata, derinliğe ve içeriğe kavuşamaz. Bu noktada zamanın sürekliliği, bilinçli varoluş bağlamında yalnızca insana özgü bir gereklilik değil, kozmosun deneyimlenebilirliğini mümkün kılan temel bir koşuldur; kısaca varoluşun temellerinden biridir. Manevi irade, bireyin gerçek hayatta içselleştirdikleriyle yapılanır ve “dirimsel bağ” nefsinde güncel zamana demir atarak dünyayla bütünleşir.

  Benliğe içkin(ona özgün) olan mikro evrenin yani içerisinin oluşumu; zihinsel yetilerin, “öz-benliğin” ve “dirimsel bağın” koordinasyonu nefsinde gerçekleşmektedir. Tinsel devinimi yani ruhsal tekâmülü sağlayacak olan manevi kazanımlar ise deneyimlenen gerçeğin anlamsal verilerinde gizlidir. Bu doğrultuda “merak” kendi misyonunu yerine getirecek ve bireyi gerçeğe entegre ederek onu hayata bağlayacaktır.