Scroll Top
Tinsel Değişim ve Gelişim

Bireyin tinsel devinimini dolayısıyla ruhsal gelişimini sağlayacak olan süreç gerçeklerle kurduğu temas vesilesiyle serimlenir.

  Tinsel değişimi aydınlatmak için yazıya başlamadan önce, dünyaya gözlerimizi açıp varoluşumuzu biyolojik olarak sürdürmeye çalıştığımız zaman boyunca, karşılaştığımız tüm maddi varlıklarla ve deneyimlerle bilincimiz(!) aracılığıyla etkileşime girdiğimizi söylemek gerek. Bu düşünce; bizi meşgul eden olayları, dikkatimizi arttıran veya ihtiyaçlarımız doğrultusunda bizi motive eden unsurları, kısacası farkındalığımızın yani “bilincimizin” önemini hatırlatır. İçimizin dışarısı, bizim dış dünyadan duyumsadığımız verilerin ve gerçeğin bağlantılarının, kendi ussal yapımız ve duyularımız aracılığıyla zihnimizde kurgusal(bütüncül) bir yapı oluşturmasıyla meydana gelir. Bu bütüncül yapı, tarih boyunca insanoğlunun kendi var olma sürecinde manevi iradesinin sınandığı bir platform veya sahne olarak işlev görmüştür. Kuşkusuz bireyin özgür iradesinin sınanma süreci, bazen onun hayatını cennetin gül dolu bahçesine bazen de karanlığın hüküm sürdüğü bir azap yolculuğuna dönüştürebilir. Bu durumda onun hayatında yaşayacağı pek çok önemli deneyim, kendi tinsel yapısını olumlu veya olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

  Doğadaki pek çok canlı varlık belirli bir oluşum ve gelişim evresine sahiptir. Tüm canlılar sahip oldukları ilkel, karmaşık veya evrimleşmiş yapılarına göre çeşitli kategorilere ayrılmıştır ki, bunların başında insanoğlu gelir. Belli bir kişiliğe, yeteneğe ve zekâsıyla üst düzey düşünebilme kapasitesine sahip olan insanın gözle görülmeyen ve deneyimlemedikçe de bilinmeyen soyut bir gerçeği daha vardır. Bu gerçek, onun kendi ruhsal yapısının birlik ve bütünlüğünü sağlayıp bir özne olarak var olabilmesi için gerekli olan manevi iradesidir(öz-benlik). İşte bu yüzdendir ki; insanoğlu, kendisine has ruhsal yapısı ve ayrıştırıcı özellikleriyle özgün bir varoluşu simgeler.

  İnsanın kendi varoluş süreciyle birlikte içinde devinen şey, manevi iradesini oluşturan tinsel yapının niteliksel değişimidir. Bu devinim, hayat yolcuğunda gerçekleşen ruhsal bir değişim ve gelişim olacaktır. Tinsel devinim, kişinin gerçek hayatta yaşayacağı deneyimler vesilesiyle kendi içinde saklı olan manevi ögeleri(kaygı, vicdan, sevgi, sevinç gibi) gün yüzüne çıkaracak ve onun bilincinde yer edinecektir. Çünkü o, hayatın gerçeklerini kendi ruhunun derinliklerinde yaşayarak ruhsal tekâmülünü sağlayabilir.

  Henüz hayatın gerçekleriyle nitelik kazanmamış ve hayatla bir bütün olmaktan ziyade manevi özgürlüğünü kendi içinde büyüterek koruma isteğinde olan bir bireyin dünya görüşü ve anlayışı gelişmediği gibi, bu durum kendi tinsel yapısında var olan önemli değerlerin(kaygı, vicdan, sevgi, sevinç gibi) görevini yerine getirmediğini gösterir. Söz konusu durum, ondaki masumiyetin veya saflığın narin yapısına işaret eder. Kısacası biz bu aşamada olan bir kişiyi, henüz(!) gerçek anlamda varoluşunu sağlayacak olan hayat düzlemine ayak basmamış biri olarak özetleyebiliriz. Çünkü gerçekleri yaşayarak kendi özünü oluşturma süreci, onun tinsel yapısında kaygının, sevginin ve diğer değerlerin belirginleşmesine neden olur ve bu devinim onun ruhsal tekâmülü açısından bir milat olma görevi üstlenir.

  Hayatı yaşamak, zincirlerinden kurtulmayı gerektirir. Birey kendi özgürlüğünü kaybettiğini düşündüğünde, hayatın ona sunduğu yollar ve olanaklar görünür hale gelecektir. Bu süreç, onun varoluş yolculuğundaki kapıların aralanması anlamına gelecektir. İşte o zaman biz, görünür hale gelen özgürlüğümüzü kendi manevi değişimimizle yinelenen dirayetli yapımızla gerçekleştirme şansını yakalıyoruz. Böylelikle kendi gerçeklerimizi benimseyip hayatı yaşıyor ve yaşamsal ufkumuzu genişleterek ruhsal açıdan tekâmül ediyoruz. Kimileri için bu ruhsal değişim bir kayıp veya kazanç olmayabilir. Fakat burada bir varoluş mücadelesi vardır; bu mücadele, bizim masum yapımızın yerini alan olgunluk ve yaşanılan acıya metanet ile karşı koyabilme sürecidir.

  Öte yandan bu olgunlaşma sürecinde “farkındalık” yetisi, “benin” iç ve dış dünyadan elde ettiği verileri us yardımıyla muhakeme ederek onun yaşamsal ufkunu genişletir. Şunu unutmamalıyız ki “ben”, belirli bakış açılarından dünyayı kendisine göre tasvir eder. O, gerçek hayattan elde ettiği veriler üzerinde uygulayacağı zihinsel işlemlerle kendi iç-dünyasını kurgular ve yapılandırır. Zaman geçtikçe ve taşlar yerine oturdukça “benliğin” içindeki evrenin(manevi yapının) kendisine özgü gerçekliği güçlenecek ve hayatın bulanık portresi(!), bireyin zihninde netleşmeye başlayacaktır. Nitekim onun varoluşunda tetikleyici bir görev üstlenen ve kendi özünü gerçeklere doğru entegre ederek tinsel değişime vesile olan diğer bir yeti ise “merak” olacaktır.

   Kendilik algılarıyla özneleşen “ben”, manevi iradenin mevcut iç-teması doğrultusunda “merak” ile hayatına bir yön verir. Çünkü “merak”, manevi iradeyi ilgilendiren soru işaretlerini aydınlatmaya ve sorgulamaya dönük bir yapı içerisinde işlev görür. Gözden kaçırmamamız gereken ayrı bir nokta da, “merak” iç-güdüsünün kişiyi zihinsel açıdan gelişime iten güçlerin en başında olmasıdır. Söz konusu bu güç, kişinin keşfetme iç-güdülerine dönük zihinsel yetilerin platformundaki yerini daha en başından beri alır. Onu hayatın öğretilerine kavuşturur ve böylece ruhsal gelişimini destekler.

  Bütün bu yorumlar bize, bireyin tinsel yapısında saklı kalmış olan ögelerin gün yüzüne çıkarak ve bu ruhsal ögelerin onu olgunlaştırarak tekâmül edebileceği sonucunu gösteriyor. İnsanoğlu, hayatın acı gerçeklerine rağmen kendi manevi özgürlüğünü sahip olduğu silahları kullanarak geliştirebilir. Kişi, kendi manevi değerlerini sadece ihtirasını ve sevgisini kullanarak değil, hayatla olan dirimsel yapısını olumlu ve akılcı bir hedefte güçlü tutarak büyütmeyi denemelidir. Son olarak vurgulanması gereken önemli nokta, onun kendisini ilgilendiren gerçekleri inkâr etmeden kabul etmesi ve olgunlukla karşılamasıdır. Nitekim bireyin tinsel devinimini dolayısıyla ruhsal gelişimini sağlayacak olan süreç gerçeklerle kurduğu temas vesilesiyle serimlenir. Bu kavram onu ruhsal tekâmüle ulaştıracak olan piramidin ilk basamağı ve manevi özgürlüğe doğru açılan kapının kendisidir.