Scroll Top
Akan Zaman, Kader ve Denge, Özgürlük

Özgürlük düşüncesi, bir gücün veya iradenin kontrolü veya kapsamı altında olmanın yarattığı tutsaklık durumu ile sahip olunan iradenin veya sınırsız imkânların gücünü elinde bulundurmanın hissettirdiği büyülü tutku gibi…

Akan Zaman:

Anlık mutluluklardan çalınan bir tutam balın kıymetini bilen kişi için akan zaman, kendi hayatının ikinci baharını müjdeleyen hazların ve nimetlerin habercisi olduğu kadar, yaşadığı onca cefanın ve kederin bir öğretisi olan gerçekleri de kabullenme olgunluğunu kazandırıyor olmasıdır.

İnsanın hayata dair akılcı bir anlayış geliştirmesine olanak tanıyan zamanın bu iki yönü her ne kadar zorluklar içerse de gerçek bilgeliğe ve ruhsal olgunluğa giden yolun döşenmiş taşlarını oluşturur. Akan zamanla birey kendi geçmişindeki acıları bir rehber gibi kullanmayı öğrenirken, gelecekte daha bilinçli ve dengeli bir yaşam sürdürmek için elde ettiği ipuçlarını kendi hayatını yeniden şekillendirmek için değerlendirecektir. Her ne kadar deneyimlenen anlık mutluluklar tatlı birer nimet gibi bireyin ruhunu besleyen bir öneme sahipse de gerçek bilgelik ve olgunluk hayatın karanlık yüzü karşısında kazanılmaktadır. Çektiği onca acıdan sonra ruhsal açıdan kabuk değiştirip hayata yeniden tutunmayı başaran bir kişinin en büyük hazzı ise; artık eskisinden daha çok önem kazanan küçük mutluluklardır. Nitekim ikinci bahara kapılarını açan unsurlar derin bir ruhsal ve zihinsel yenilenme süreci olduğu kadar, kişinin kendi iç huzurunu sağlayan zamanın ve hayatın farklı suretteki güzelliklerini temaşa ederken zevk alarak deneyimlemektir. Bunun yanında, akan zamanla birlikte gelişen kişinin gerçeklik anlayışı, kendi iç dünyasının temasını belirleyen o güzel motifleri işleyip dış dünyayla olan uyumu sağlamasında öncülük ederken gerek kendi çevresi, gerekse de hayatla olan ilişkisinin güçlenmesine de vesile olacaktır. Bu süreçte geçmişin izleri gerçekçi ve mantıklı bir şekilde değerlendirilip geleceğe dair umutlar ve beklentilerle harmanlanırsa, söz konusu kişi kendi hayatında doğru yolu bulacaktır. Bu süreç bireyin kendini daha iyi tanımasına, ayrıca kendi sınırlarını ve potansiyelini de keşfetmesine yardımcı olacaktır.

Anlık mutluluklardan çalınan bir tutam bal, hayatın inişli çıkışlı yolculuğunda tutunabileceğimiz bir dal kadar önemlidir. Zaman ve zamanın suretleri bu yolculukta bize eşlik ederken yaşadığımız her anı daha anlamlı ve değerli kılmaktadır. İnsanın kendi hayatının ikinci baharını yaşarken geçmişin izlerinden ders alarak geleceğe umutla bakması gerçek mutluluğun ve içsel huzurun bir anahtarı olmayacak mıdır?

Kader ve Denge:

Hayat ak ile karanın, ışığın ve karanlığın, iyiyle kötünün dengesidir ama bu dengenin sağlanması ve yaşatılıp mantıksal açıdan bir ilke olarak benimsenmesi için uzun süren çetrefilli ve zor bir labirentten, akıl oyunlarından ve şaşırtmacalardan, yani kendi varoluşumuzun kaçınılmaz prangası olan kader sürecinden geçilmesi gerekmiştir.

Bu yolculuk önce genç bireyin kendi küçük dünyasını iyi ile kötü kavramlarına dayanarak değerlendirmesi ve idrak etmesiyle serimlenir. Akabinde ise; dış dünyaya dair bilgi birikimini arttırırken zaman zaman kendisini, pek çok kez de hayatı sorgulayıp bazı gerçekleri keşfetmesiyle devam eder. İnsan, ak ile karanın ötesindeki griyi zamanla olgunlaşarak kavrar ve bu kavram kendi hayatının pek çok kritik aşamasında isabetli seçimler yapmasını kolaylaştırır. Çünkü grinin tonlarında siyah ile beyazın saklı izleri ve bu izlerin siluetinde beliren grinin farklı tonları vardır. Bunun yanı sıra kişi, bazen doğru ile yanlışın arasında kalıp zor seçimler yapmak zorunda kalırken kaderin kendisine sunduğu yollar içerisinde kaybolup yönünü şaşırabilmektedir. Bu durumda o kendi gerçeğinin yolunda yürürken her adımını bir öncekinden daha fazla düşünerek atmalı, ayrıca yaptığı hatalardan ders çıkararak kendini geliştirmelidir. Nitekim kendi ruhsal dengemizin sağlanması uğruna bazen acı verici deneyimlerden geçmek zorunda kalırız. Ruhsal açıdan olgunlaşmak zaman zaman bazı acı gerçekleri bizzat yaşamayı gerektirir. Hayatın anlamı ve önemi bazı karanlık gerçeklerin kendi zihnimizdeki varlığıyla gelişir ve biz, bu karanlığın ruhumuzdaki yankılanmasıyla birlikte ışığın, yani sevginin ve güzelliklerin biricik değerini daha iyi anlamaya başlarız. Ayrıca, içimizdeki dengenin sağlanmasının bir başka zorunluluğu ise; kendi sınırlarımızı bilip gerçek potansiyelimizi keşfetmektir. Çünkü ancak bu şekilde kendi ruhsal birlik ve bütünlüğümüz sağlanıp varoluş yolculuğumuzun istikameti görünür hale gelecektir. Ve bilinmesi gerekir ki; bu engebeli yolculukta bireyin karşılaştığı engeller aslında onun içsel gelişimi için birer basamaktır. Her zorluk bir öğrenme deneyimi olarak görülmeli ve her başarısızlık yeni bir başarının adımı olarak kabul edilmelidir.

İnsanın yaratılışı gereği bazı gizil güçlere, fiziksel yetilere ve düşünen bir akla sahip olması kendi yaratıcı potansiyelini ve etkinliğini arttırdığından, onun bir birey olarak etik ve ahlaki açıdan yeterli bir sorumluluk bilinci geliştirmesi toplumsal açıdan zorunludur. Kişi bu çetrefilli yolda ilerlerken engelleri aşmak için realist ve doğru ilkeler edinmeli, mantığını geliştirmeli, ruhunun metanetini sağlayan inancı güzel değerlerle besleyip büyütmeli, sezgilerini kullanmayı öğrenerek iç-güdülerinin sesini dinlemeli, çevresindeki olayları doğru bir şekilde gözlemleyip yorumlama becerisi kazanmalı ve en önemlisi, gerçekleri ve kendisini sorgulama yeteneğini pekiştirip korumalıdır. Neticede sorgulama yetisini kaybetmiş bir akıl sadece kör değil, aynı zamanda acizdir.

Nihayetinde, kendi hayatımızın dengesini kurma süreci, kaderin dolambaçlı labirentinde ilerlerken karşımıza çıkan akıl oyunlarını ve şaşırtmacaları bilgeliğimizin ışığıyla alt etmeyi gerektirir. Bunun için kişi kendi potansiyelini keşfedip hayatının dizginlerini eline almalı ve varoluşunu gerçekleştirerek kaderinin bir yazarı olmalıdır. Sonuçta sahip olduğumuz imkânları kullanıp kendi kaderimize yön vermek önemli ölçüde bizim elimizdedir.

Özgürlük:

Özgürlük düşüncesi, bir gücün veya iradenin kontrolü veya kapsamı altında olmanın yarattığı tutsaklık durumu ile sahip olunan iradenin veya sınırsız imkânların gücünü elinde bulundurmanın hissettirdiği büyülü tutku gibi taban tabana zıt iki önemli kavramın ekseninde oluşur.

Tarih boyunca insanların özgürlük arayışı kendini gerçekleştirme isteği ile toplumsal düzenin yaptırımları arasında sürekli bir çatışma yaratmıştır. Günümüzde pek çok toplumda sadece fiziksel bağlamda değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sınırlandırmalarla kısıtlanan doğrucu ver idealist bireyin kendi özgürlüğünü gerçekleştirme isteği, ne yazık ki; bu tutsaklık durumunda kaybolup gitmektedir. Tekil bireyin kendi kaderini bir nebze de olsa belirleyebilmesi için öz kimliğini inşa etmesinde ve hayallerini gerçekleştirip hayatında özerk bir konuma ulaşmasında özgür iradesinin potansiyelinin toplum tarafından korunması kritik bir rol üstlenmektedir. Ayrıca bu potansiyelin çağdaş eğitim sistemi aracılığıyla akılcı bir şekilde kullanılmasına teşvik edilmesi de, evrensel insan hakları bakımından elzemdir. Ancak, hiçbir kısıtlamanın veya sınırlandırmanın olmadığını varsayarsak, bu varoluş düzlemindeki kişi sahip olduğu sınırsız imkânın gücü itibariyle kendi akılcı kıstaslarını, dolayısıyla mantıklı karar verme mekanizmalarını kaybedecek ve bu durum, sınır tanımayan bireyin kendi sınırsızlığı ve belirsizliği içinde kaybolmasına veya bocalamasına neden olacaktır. Dolayısıyla özgürlük, bu iki zıt güç arasında bir denge kurmayı gerektirir. Bireyin kendi sınırlarını ve toplumsal normları tanıması, özgürlüğün sorumlulukla birleştiği noktada anlam kazanmaktadır. Bunu birlikte, kendi özgürlüğünü keşfetme yolculuğundaki bireyin tutsaklık ve özgürlük arasındaki dengeyi bulma çabası, onun varoluşunun sınırlarını belirleyecektir.

Öte yandan, özgürlük düşüncesi insanın varoluşsal bir arayışı olduğundan daha çok manevi bir boyuta ve içeriğe sahiptir. İnsan bedeni doğar, yaşlanır ve ölür ama bireyin özü olan tin var olur. Bu açıdan bakıldığında özgürlük, ruhun varoluşsal mücadeleler ve acılarla karşılaşmasına rağmen kendini gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Gerçek özgürlük, tinin kendi potansiyelini ve varoluşunu hiçliğin bütün elemlerine rağmen gerçekleştirmesi ve özünü oluşturarak hayatla bütünleşmesidir. Bu süreç, bireyin hem kendine içsel huzur ve anlam bulmasına hem de yaşamın doğal akışına uyum sağlamasını ifade eder. Konuyla bağlantılı olan hiçlik hissi, bireyin manevi özgürlüğünün kaçınılmaz bir gerçeğidir ve bu his, onun kendi zaman çizgisinin ufkunda gördüğü ölüm gerçeğiyle beslenir. Ölümün kaçınılmazlığı, insanın hayatın anlamını sorgulamasına neden olur ve bu sorgulayış, bireyin yaşamının sınırlı ve geçici olduğunu fark etmesiyle tetiklenir ki; bu da hiçlik hissini tetikler. Ölüm gerçeği, insanın varoluşsal kaygılarını ve nihai anlam arayışını ortaya çıkararak hiçlik hissini körükleyen temel unsurlardan biridir.

Zaman ve mekânın sağladığı varoluşsal zeminde kendi özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak hayatını şekillendirme ve anlamlandırma arayışında olan bir insan gerçekleri sorguladığında, zamanın kendi üstünde yarattığı ruhsal devinimlere ayrıca varoluşun değişken ve geçici doğasına dair derin bir farkındalık edinebilir. Gerçeğin tarih boyunca bize gösterdiği bir şey varsa o da varoluş yolundaki bireyin kendi özgürlüğünü daimi bir şekilde gerçekleştirme çabası ve edindiği farkındalıkla birlikte kendi akordunu ayarlayıp kaderinin belirsiz, puslu tablosunu netleştirme gücüdür.

Sonuç olarak; özgürlüğün oluşumunu sağlayan varoluşsal kıstaslar, kendi gerçeğinin yolunda, kendi amaçlarını gerçekleştirmek isteyen bireyin gerçeklik anlayışı ve farkındalığıyla bakışımlı bir ilişkiye sahiptir. Neticede onun özgürlük düşüncesi, bir gücün veya iradenin kontrolü veya kapsamı altında olmanın yarattığı tutsaklık durumunun bilincine varmasıyla olgunlaşacak; devamında ise, söz konusu engelleri aşma isteğiyle birlikte kendisini gerçekleştirecektir. Ancak altı çizilmesi gereken nokta, onun bu engelleri aşma isteğinin ne derecede mantıklı olduğudur.