Scroll Top
Göreceli Gerçeklik

Birey bu nimetlerden mahrum kalmamak için “ak” ile “karayı” tıpkı “yin” ile “yang” gibi bir bütün olarak düşünmeli ve…

   Göreceli gerçeklik, yani izafiyet… Bireyin cevherinin renk tonu… Her olayda ve yaşantıda asla göz ardı edilmemesi gereken ufku farklı yönlerde görme yetisi. Benliğinin enginliği…

  Kendi iç-gerçekliğimiz yani iç-dünyamız deneyimlerle elde ettiğimiz manevi zenginliklerin meydana getirdiği soyut bir evrendir. Benliğimizin bu katmanı duyularımızın edindiği verilerle oluşan, akıl yürütmelerimizle seviyesini ve derinliğini belirlediğimiz bir sanat atölyesi gibidir. Bu katman, kendi irademizin içinde barındırdığı genetik mirasın niteliğine ve çevresel etkenlerin mahiyetine göre bir dünya ve gerçeklik yaratır.

  Çocuk iken iyi ile kötü arasındaki farkı edindiğimiz deneyimler vesilesiyle öğrenmeye başlar; içimizde beliren duyguları ve çevreden aldığımız izlenimleri sezerek gerçeklik algımızın temelini atarız. İlerleyen yıllarda ise, mantığımızın gelişmesiyle birlikte kendi hayatımızdaki doğru ile yanlışları kavramaya çalışırız. İşte söz konusu gelişen mantığımız, zamanla bizim hayata farklı bir pencereden bakabilmemizi sağlayan ufku görme yetimizi başka bir değişle basiretimizi oluşturur. Böylelikle, olumlu ve olumsuz olanı birbirinden ayırma kapasitesine ulaşıp kendi yaptığımız hatalardan ders çıkarmayı öğreniriz.

  Geleceğin bireyi ilerleyen yaşlarında zihinsel yetilerinin gelişmesiyle birlikte daha karmaşık şeyleri kavramayı, edindiği tecrübeler ve bilgiler ışığında kendi sorunları hakkında çözüm üretmeyi başarır. Fakat bireyin kendi hayat görüşünü farklı kılan tek unsur eğitim çizgisinde gelişen zekâsı değildir. Bilakis kendi genetik özellikleri ile birlikte gelişen mantıksal yapısıdır. Kişinin kendi dünya görüşünü oluşturan, gerçekleri rasyonel bir şekilde değerlendirip yorumlamasını sağlayan şey kendi mantığıdır.

  Kısacası farkı yaratan temel unsur bireyin mantığı aracılığıyla gerçekleşir. Her mantık farklı bir realite anlayışını resmeder ve bu resim sayesinde her birey farklı bir hayat görüşüne sahip olur. Bu doğrultuda insanların kendi hayatlarını yorumlama, yaşama ve değerlendirme şekli farklılıklar gösterir. Yani bu bağlamda her insan birbirinden farklıdır. Ayrı yaşantıların ayrı simaları ve boyutları olarak.

  Peki, günümüz insanının mutlu ve huzurlu olmasını engelleyen unsurun kendi mantığıyla bir bağlantısı var mıdır? Yoksa insanoğlu, hayatındaki bazı elzem gerçekleri kabul etmek istemediği için mi çevresindeki nimetlerin tadına varamıyor?

  İmdi, her yetişkin birey kendi varoluşundan sorumludur. Dolayısıyla sahip olduğu iradesinin iyi ve kötü yönlerini mantıklı bir şekilde değerlendirmek zorundadır. Onun manevi iradesinin mantıksal iç-teması, kendi yaşadığı deneyimlerden edindiği yargılar üzerine kuruludur. Dolayısıyla, söz konusu deneyimlerden edinilen yanlış yargılar, kişinin kendi özü ile hayat arasındaki bağı zedeleyebilir ve hayatla bütünleşme şansını ortadan kaldırabilir. Kişi, ancak(!) kendi iradesinin gayreti ve zekâsı ile hayatın güzel nimetleriyle buluşabilir. Bununla birlikte, bireyin mantığı ne kadar “ak” ile “kara” sınırlarını birbirinden ayırır ve hayatında asla ulaşamayacağı hedefler belirlerse kendisini olası mutluluklarından mahrum bırakır. Çünkü kişinin hayata bakış açısını belirleyen şey kendi mantığının yapısı olduğundan o, gerçeğin sınırlarını bir bütün ya da ayrı birer kutup olarak benimseyebilmektedir.

  Onun varoluş yolculuğu boyunca aradığı ve sorguladığı pek çok şey, gerçek hayatın anlamı ve huzura giden yol ile bağlantılıdır. İnsanın varoluşunu belirleyen unsur, onun hayattan manevi anlamda kazandıklarıdır. Dolayısıyla birey kendi manevi kazanımlarının bilincine varabilmek için farkındalığını güçlendirmeli ve gerçeğe bakan penceresinin saydamlığını korumalıdır. Böylelikle o, hayatın güzelliklerinin farkına varıp kendi ruhunun dinginliğini sağlayacaktır. Bu noktada kişinin kendi farkındalığını arttırma amacıyla farklı olanı tecrübe etmesi, onun kendi sınırlarını belirleyecektir. Çünkü bu süreç, başkasını fark ederek kendini tanıma yöntemidir.

  İnsanın çeşit çeşit tecrübelerle kendi hayatını güzelleştirmesi ona vaat edilen en büyük nimettir. Birey bu nimetlerden mahrum kalmamak için “ak” ile “karayı” tıpkı “yin” ile “yang” gibi bir bütün olarak düşünmeli ve bu gerçeği kendi mantığının değişmez bir ilkesi haline getirmelidir. Çünkü onun mantığı kendi hayatını ilginç ve esrarengiz bir rüyaya ya da zor ve katlanılamaz bir karabasana dönüştürebilir. Ve eğer ki; kişi, kendi hayatında olumlu anlamda değişmeyi ve olumsuzluklardan arınmayı bir felsefe haline getirirse yaşamın nimetleriyle bulaşabilir.