Scroll Top
Eriyen ve Yenilenen Gerçeklik

Güncel yaşamın mevcut gerçeği ve parametreleri değiştiğinde bireyin realite anlayışı da bu değişimi takip eder.

  Güncel yaşamın mevcut gerçeği ve parametreleri değiştiğinde bireyin realite anlayışı da bu değişimi takip eder. Çünkü onun zihinsel yapısı söz konusu gerçeği bir nesne olarak benimser ve içselleştirir. Gerçek dünyanın anlamsal içeriği ne olursa olsun kişi tarafından özümsenmekte ve onun realite anlayışında belli bir standart oluşturan manevi bir vitrin görevi üstlenmektedir. Vitrindeki manevi değerlerin göz ardı edilmesi ise; onun hayata olan olumlu bakış açısını değiştirdiği gibi kendi realite anlayışına da derin bir darbe indirmektedir. Günümüzde yenilenen ve başkalaşan dünya, kapitalizmin sömürücü ekseninde olduğu için ürün yelpazesini belirli aralıklarla yenilemek zorundadır. Bu durum ise kayda değer bir manevi katliamı gerekli kılmaktadır. Çünkü bu kapitalist dünyada pek çok insan için anlamlı gibi gözüken manevi değerler, modası zamanla geçen bir ticaret ürününden farksızdır. Bizim için anlamlı olan pek çok şey ne yazık ki; birer ticari meta haline gelmiştir; dolayısıyla insanın manevi değer yargıları ve zenginlikleri de. Örneğin; sanattan anlamayan veya estetik bir anlayışı olmayan çoğul birey, değerli eserleri niteliksel ölçütlere göre değil; sadece niceliksel ederlerine, yani ticari bedellerine göre değerlendirmektedir. Kısacası, günümüz insanının manevi değerleri ticari kıstaslara ve popüler trendlere göre belirlenmektedir. Bu değer kıyımının içinde yer alan ve olumsuz cephelerden etkilenerek kendi öz-kimliğini ve oluş amacını kaybeden bir başka değer ise bilgidir.

  Doğru ve faydalı bilginin kendi özünü koruma sorunu, yani varlığımızı ilgilendiren önemli soyut değerlerin bir değersizleştirme sürecine tabii tutulması çağımızın en önemli toplumsal sorunlarından biridir. Var olan bilgi ve değerlerin geri plana itilip yeni olanı(!) bir fenomen haline getirme anlayışı, özellikle geleneksel kültürlerin yıpranıp unutulmasına neden olmaktadır. Bu durumda rafa kaldırılan kültürel değerler, onu özümsemiş pek çok insanın realite anlayışından ve inancından kan kaybetmesine neden olmaktadır. Çünkü söz konusu kesim bu değerler sonrası bir realite anlayışı edinmiş ve manevi iradesini yapılandırmıştır. Eskiden bizi biz yapan değerlerin güncelliğini kaybetmesi kabul edilebilir; ancak bu değerlerin kangren olması, pek çok bireyin manevi iradesine ağır bir darbe indirmek anlamına gelmektedir. Nitekim yaşanılanlar vesilesiyle tekil birey yeni bir anlam arayışı içerisinde olacaktır. Hayatla tekrar dirimselleşmek ve bütünleşmek için.

  Çağımızdaki insanın bu sorunları üzerinde düşünürken, aslında tekil bireyin manevi açıdan kötü bir yönde değişim içinde olduğunu görmekteyiz. Yaşanan bu süreçte hayatını manevi açıdan anlamlandırma isteği, kapitalist sistemin zorlayıcı etmenleri yüzünden eksik kalmaktadır. Onun ve toplumun manevi açıdan darp edilmesi, endüstriyel ekonominin kurguladığı fenomenler zinciri aracılığıyla gerçekleşmektedir. Hayatın anlamını ondan söküp alan var olan bu sistemdir. Değerini kaybeden bir realitede insan da manevi açıdan körelmekte ve makinenin bir dişlisi olmaktadır.

  Günümüz toplumları, geçmiş zamanda pek çok insana rehberlik etmiş değerli öğretileri ve bilgi birikimlerini kapitalist yaptırımlar neticesinde ticari bir ürün haline getirmektedir. Dolayısıyla mevcut değerlerin anlamı ve önemi yanlış bir etiketlendirmeye tabii tutulmakta ve böylece ciddi bir değer kıyımı yapılmaktadır. Üstelik bu sistemin mağduru olan tekil birey(!), bir kargaşa içerisinde kendi bilgi defterini nasıl zorla ve hırçınca karaladığının farkında bile değil. Çünkü bu noktada biz(!), manevi özgürlüğümüzü kendi özümüzden uzaklaşarak kaybetmiş ve çelişkili gerçeklerin birer nesnesi haline gelmiş durumdayız. Bu durum kapitalist sistemin yaptırımları kadar, farkındalığını kaybetmiş olan önemli bir kesimin öncelik verdiği maddiyatçılığın ne kadar güçlü bir hale geldiğinin de bir göstergesidir. Günümüz insanı sadece kendi çıkarını düşünen ve “egosunu” tatmin etmek dışında hiçbir şeye kıymet vermeyen bir tür olma yolunda ilerlemektedir. Reel dünyada biz kendi özümüzden uzaklaştığımızda hayatın anlamı da kayboluyor ve mekanikleşiyor. Kaybolan sevgimiz, değer yargılarımız, dayanışma isteğimiz ve kendimiz gibi.

  Mevcut gerçekleri yönlendirebilen toplumsal olgular zinciri(din, kültür, sanat, eğitim; manevi ve maddi bilimler hakkında), doğru ve objektif bir nitelendirmeye tabii tutulmalıdır. Bu olguların gerçek kimlikleriyle bilinmesi ve kayda geçirilmesi gerekmektedir. Nitekim insanoğlunun ayağını yere sağlam basmasını ve aydınlığa giden yolda ilerlemesini sağlayacak olan süreç; bu ve bunun gibi maddi veya manevi yönü olan pek çok değeri benimsemekten geçmektedir. Maddi veya manevi pek çok önemli değerin insanoğluna sağladığı katkılar asla küçümsenmemeli ve göz ardı edilmemelidir. Ancak, günümüze ulaşan pek çok önemli değer(değer yargısı) özellikle siyasi ve ekonomik amaçlar uğruna manipüle edilmektedir. Bu değerler, çarpık toplumsal ideolojiler doğrultusunda başkalaşıp yeni bir boyut ve anlam yapılanması içerisinde dönüşüme uğramaktadır. Dolayısıyla söz konusu unutulmakta olan değerlerin doğru bir değerlendirilmeyle tekrar geri kazandırılması gerekmez mi? Kısacası, gerçeklerin derin bir şekilde muhakeme edilmesi ve doğruların yanlışlardan ayıklanması şarttır. İnsanoğlu sahip olduğu tarihi zenginlikleri çeşitli etiketlerle damgalayarak kendi doğallığını ve doğrularını çarpıtmaktadır. Bu durum, bireyin gözünde özü başkalaşmış farklı bir realite anlayışı şekillendirmektedir. Söz konusu gerçek, fenomenal kurgular eşliğinde devinen eski özünden uzak yapay gerçektir.

  Zihinsel gelişim süreci açısından konuya değinirsek, kişinin kendi hayatının gerçeklerine olan farkındalığı, edindiği doğru ve faydalı bilgilerin zihninde yer edinip güçlenmesi ile orantılıdır. Fakat günümüzün çarpıklaşmış bilgi yığınlarının genç bireyin zihnindeki tezahürü, onu başkalaştırıyor ve manevi açıdan tüketiyor.

  Özünü kaybetmiş ve başkalaşmış bilgilerin neden olduğu yanlış değer yargıları ve hayat anlayışları artık bir bataklık özelliği kazanmıştır. Günümüz insanı çarpık bir düzenin ve realite anlayışının kurbanı haline gelmiştir; ayrıca kendi özüyle olan bağını kaybetme tehdidi ile karşı karşıyadır. O, düşünce hürriyetinin ve derinliğinin olmadığı bir düzende basit ve hatta gereksiz bir piyon konumuna indirgenmiştir. Nitekim doğru ve faydalı bilginin üretilmesi insanoğlunun kendini tanıması ve yaratıcılığını kullanarak kendi neslinin devamını sağlaması açısından gereklidir. Bu gereklidir; çünkü bu bağlantılar kişinin zihninde bir mantık ve realite anlayışı meydana getirir. İmdi, doğru ve faydalı bilgiyi bulabilmek için yeterli bir araştırma yapmak ve üzerinde iki kez düşünmek, en azından zihnimizdeki bilgi kirliliğini minimum düzeye indirecektir.

  Sonuç olarak, kişinin kendi varoluş sürecinde belirlediği hedefler eğer; yürekten istenmişse onu hayata bağlayacaktır. Aksi takdirde onu gelişime ulaştıracak olan devinimsel süreç asla gerçekleşmeyecektir. Yapılan yanlışlardan ve işlenen günahlardan ibret alınırsa ruhsal açıdan olgunlaşmak ve manevi anlamda zenginleşmek mümkündür. Kişi kendi kaderinin gerçeklerini içselleştirdiği ölçüde hayatına yön verebilir ve doğru yolunu bulabilir. Yoksa kaderin buyruğuna teslim olup bilinmeyen bir geleceğe doğru sürüklenecektir.