Scroll Top
Mutluluk ve İnanç

İnanmak, sadece “Yaratana” karşı duyulan bir duygu değildir; herkes ve her şey için de geçerlidir. Bizzat da kişinin kendisi için.

  Hayat çoğu zaman acımasızdır ve yeterince adil değildir diyenler haklıdır. Çünkü yaşanılan hayal kırıklıkları ve pişmanlıklar onların hayata karşı duydukları inancı derinden sarsmıştır. Sıradan biri hayatı sorguladığında, haklı olarak kaderin insanı mutsuz eden, ayrıca dumura uğratan yönlerinin olduğunu ve pek çok kişinin özgürlüğünü tek düze bir kalıba sokarak sınırladığını düşünecektir. Sanki insanlık azap yolunun içinden geçmeye zorlanan bir canlı türüdür. Söz konusu bireyin dile getirmiş olduğu bu cümleler kendi yaşadığı sıkıntıların bir dışavurumudur. Psikolojide dışavurum mekanizması, kişinin benliğinde çatışan dinamiklerin davranışsal ya da sözel olarak dışarı yansıtılmasıdır. Bu mekanizma sayesinde o psikolojik olarak bir gevşeme yaşar. Peki, bu mekanizma gerçekte var olan sorunlara bir çözüm müdür, yoksa sadece geçici bir ruhsal gevşemeyle stres atıp, rahatlamak için kullanılan bir yöntem mi?

  İnsanın koruması gereken yegâne zenginliği kendi mutluluğu ve huzurudur. Bu değerler onun ruhunun direncini arttıran ve hayata karşı duyduğu inancı daimileştiren manevi unsurlardır. Ayrıca insanlar farklı farklıdır ve dolayısıyla yaşadıkları mutluluklar da çeşit çeşittir.

  Kişinin kendisini mutlu eden güzel bir şey veya deneyim onu hayata bağlar ve manevi açıdan besler. Tutkularla mutluluklar birbirleriyle akrabadırlar, fakat birey kendi içinde beslediği tutkuyla çoğu zaman huzuru elde edemez. Tutkular tek başlarına akılcı olduğu müddetçe yaşanılan heyecanlardan pek de farklı değildir. Fakat aşk deyince işler değişir. Nitelikli ve derin bir aşk insanı heyecan verici bir rüyaya sokar ve baştan çıkarır. Söz konusu insan adeta sarhoş olur. Bildiklerini unutur; prensiplerini unutur; kendisini bile unutur. Aşk güzeldir ama dikenlidir.

    Gerçek bir aşk, güven ve sevgi üzerinde büyüyen doğal bir birleşmedir. O ruh ikizi birbirini tanır, tıpkı kendilerini tanıdıkları gibi. Ve bilirler aklın yolunun bir olduğunu. İşte o zaman aşklarını elde eden çift mutluluğa ulaşır. Ama öyle yaman veya geçici değil, kalıcı bir huzurla elde edilmiş bir mutluluktur bu. Kıskançlık duygusu vız gelir, tırıs gider.

  Mutluluk huzurdur. Huzurlu olmak da cennette olmak gibidir. Birey içindeki pişmanlıkların sızısını dindirerek ve kendisine pranga olan dertlerinden kurtularak huzura erişmelidir. Fakat aklın yolu birdir ve sıkıntısı olan bir kişi kendi dermanını ancak içinde ve çevresinde bulabilir. Kurtuluşun yolu hayatı deneyimlemektir.

  Yaşanmış güzel anılar insana ilaç gibi gelir özellikle kendi kötü zamanlarında. Ancak bu anılar beslenmelidir yeni ve taze mutluluklarla. Birey hayatla ve güzel olan şeylerle dirimselleşmek zorundadır; manevi açıdan zenginleşmek için.

  Bu hayatta kötülük er ya da geç kaybeder. Kötülerin ve kötülüğün umudu yoktur, umutsuzluğu vardır. Kişi bütün olumsuzluklardan sıyrılmalıdır kendi cevherinin ve öz-kimliğinin kirlenmemesi için. Eğer ki; onun kendisine ve hayata karşı beslediği güçlü bir inancı varsa mevcut sorunları küçülür. O, kurşun işlemez bir iradeyle ve temiz bir yürekle işi zor da olsa kendi hayatında huzura ulaşabilir. Evet, bunu yapabilir.

  İnanç güçtür. Aklını olumlu yönde kullanan bir insan için “inanmak” tartışmasız bir vitamindir. İnanmak, sadece “Yaratana” karşı duyulan bir duygu değildir; herkes ve her şey için de geçerlidir. Bizzat da kişinin kendisi için. Kısaca mutluluğun sırrı şudur: İrademizi ayakta tutan bir inancın sevgiyle buluşması ve tomurcuklanması…