Scroll Top
Tehdit Altındaki Özgürlük ve Duyguların Gücü

Manevi özgürlüğün dengeli olduğu bir varoluş formatında duyguların büyüleyici özellikleri, kişinin yaşama aşkını alevlendiren…

  Günümüz insanının manevi özgürlüğü bir güç kaybına uğramış ve uğramaktadır. Kapitalist sistemi ayakta tutan tüketme ve üretme anlayışı, bireyi işleyen sistemin bir dişlisi haline getirirken onu kendi özgün varoluşundan alıkoymaktadır. Serbest piyasa ekonomisine bağlı olan bu sistem pek çok alanda yarattığı rekabetçi ortamla bireyi ruhsal açıdan yıpratmaktadır. Bu durum, kişinin hayat anlayışını kökten bir değişime uğratmakta ve manevi özgürlüğünü elinden almaktadır. Ve son olarak hayatla arasındaki dirimsel bağı da zayıflatmaktadır.

  Kişinin idrak ettiği pek çok faydalı bilgi, kendi manevi iradesinin olgunlaşmasını sağlar. O, zenginleşen manevi iradesinin gücüyle kendi var olma tutkusunu alevlendirir ve hayallerinin peşinden koşar. Geleceğe dönük amaçlarını planlar ve var olan imkânlar doğrultusunda özgürlüğünü gerçekleştirmeye çalışır. Fakat nedeni ne olursa olsun, bireyin manevi özgürlüğünün günümüzde çok eşli ve büyük bir tehdit altında olduğunu belirtmeliyiz.

  İbremizi kişinin manevi iç yaşantısına çevirdiğimizde önümüze ayrı bir dünya açılmaktadır. Biz, tekil bireyin mevcut ruhsal dinamiklerini mantıklı bir şekilde değerlendirirken, olumsuz dış etkiler nedeniyle ortaya çıkan sorunları da göz önünde bulundurup, onun özgürlüğünü ve varoluşunu sıkıntıya sokan süreci gün yüzüne çıkarabiliriz.

  Kişinin hayatı yaşarken kendisine coşku veren duygular, cezp etme potansiyeline sahip manevi değerleridir. Duygular, ezelden beri bireyin özünde, sözlerinde, şiirlerinde, kısaca hayat hikâyesinde kendisini hissettiren tinsel öğelerdir. Cinsel duygular kişinin benliğinde yarattığı yankılarla karşı bireye olan arzusunun doruğunu simgeler. Ve korku ki; yaşamımızda edindiği rolle dehşet bir his gibi gözükür; yine de kendi yırtıcılığına rağmen faydaları olan; tetikte bekleyen; iradeyi titreten ve onun yaşamındaki serüvenini sürdürebilmesinde kilit bir rol oynayabilen hislerden diğeridir. Altını çizmemiz gereken nokta, (kendi duygusal türevlerine bakmaksızın) eğer ki; bu duygular, kişinin tinsel yapısında baskın bir durumda olsaydı, hayatın söz konusu fert için bıçak sırtında geçmesi kaçınılmaz olurdu. O, sadece korkunun ya da sadece cinsel arzuların etkisi altında olsaydı, yaşamını sürdüremezdi. Bu önemli duyguların diğerlerinden farkı, kendi ruhsal yapımızın temel belirleyicileri olması ve kişinin hayata olan yönelimini kontrol edebilecek bir potansiyeli içinde barındırmasıdır. Cinsel arzular veya korku, onun ruhsal yapısını derinden etkileyebilen bir güce sahiptir. Kendi hayatında belirlediği hedeflere ulaşmaya çalışan bireyin düşünsel süreçlerinde de zaman zaman etkili olabilmektedir.

   Bireyin kendi duygularını kontrol altına alıp faydalı bir yönde kullanmayı denemesi, onun yaratıcı gücünün artmasında yardımcı olabilir. Örneğin; cinsel duyguların büyülü etkisiyle güçlenen kişinin libidosu, onun ruhsal enerjisinin artmasını sağlar. Ya da korkunun uyarıcı etkisi, onu rekabet içeren durumlarda başarılı olmaya motive eder ve sonuca ulaştırır. Bu ögelerin mevcut tinsel yapı içerisinde sağlayacağı denge, onun yaşamında huzur bulabilmesi için önemlidir. Özellikle bu iki tinsel ögenin(!), “ben” içindeki etkinliğinin kontrol edilmesi gerekir. Zamanın akışı ve dengesi içerisinde…

  Kişinin hayatla arasında kurulu olan dirimsel bağın zayıflaması durumunda o manevi özgürlüğünü yavaş yavaş kaybeder. Manevi iradesinin sağlıklı işlevinin ortadan kalkmasıyla kendi zihinsel yetileri de sağlıklı fonksiyonunu kaybeder ve taşınması gereken soyut prangalar üretir. Ruhsal bütünlüğünü kaybeden ve güncel hayattan git gide uzaklaşan birey hayatın güzel nimetlerine olan farkındalığını yitirirken, kendi dürtülerinin getirdiği haz arayışı ve çıkmazı içinde kalır. İçine girdiği kaygı girdabından kurtulamaz ve böylelikle kendisini hayattan soyutlar. Sonuçta o, olumsuz bir temayla belirlenen duygu ve düşünce yumaklarının içinden başkalaşmış bir yüzle sahneye çıkar. Hayata yabancılaşmış bir kimlik ve manevi iradeyle.

  Belirli toplumsal normların bireyin özgür iradesini çeşitli dar kalıplara soktuğu su götürmez bir gerçektir. Nitekim bu kapitalist dünyada, artık özgün varoluşların ve yaşam şekillerinin niceliği azalmıştır. Ancak günümüz insanının kurtuluş yolu maddi özgürlükler değil; manevi zenginliklerdir. Maddi anlamda kurtuluş yoktur; mahkûmiyet vardır. Kişinin manevi açıdan gelişimi de örnek bir toplum vasfına göre bir mahiyet taşımalıdır. Kısacası özgürlüğe giden yol, sahip olduğumuz manevi zenginlikleri arttıran faydalı edinimlerden geçer. Manevi özgürlüğün dengeli olduğu bir varoluş formatında duyguların büyüleyici özellikleri, kişinin yaşama aşkını alevlendiren tinsel değerler olarak görevlerini yerine getirecektir. Kısacası özgürlük, önce zihinde olmalıdır.