Scroll Top
Şu Anki Geçmişimiz ve Önemi

Hiç kimse kendi geçmişinin gerçekleriyle yüzleşmeden ve mazide kalan sorunlarını çözmeden manevi anlamda özgürlüğe kavuşamaz.

  “Benliğin” gizemli kapılar ardında sakladığı geçmiş deneyimler, kişinin ancak şu anda görebildiği kendi gerçeğidir; hatta kendi gerçeğinin yansımalarıdır. Bununla birlikte birey kendi hayat hikâyesini anımsarken, kendisine ait yaşanmış öznel bir deneyimin zihnindeki tezahürü, geçmişine ait hatıraların zihnindeki tekerrürü (her zaman değil) ile vuku bulmaktadır. Kaldı ki; “benin” içinde devinen manevi yapısı ve gerçekliği, bireyi şu anda kendisini motive eden duygu ve düşüncelerle oluşmaktadır. Ayrıca onun geçmişi kendi gerçekliğini şu anda yinelemekte ve pekiştirmektedir. Kendi zihinsel yetilerimiz işlevini yerine getirirken geçmişimiz(!) şu anda, zihnimizin merkezinde mevcudiyetini kuvvetlendirmektedir. Biz bu zihinsel süreci kendi içinde devinen bir zaman pekişimi olarak da özetleyebiliriz.

  Zihnimizde zaman zaman vuku bulan ve geçmişimizi derin bir şekilde tefekkür etmeye yönelten bu süreç, kişinin kendisini ruhsal açıdan gözlemleyebilmesi için önemli bir rol üstlenir. Biz, kendimizle ilgili çözemediğimiz bazı belirsizlikleri aydınlatmak için “öz-benliğimizi” kullanırız. “Öz-benliğin” önemli bir rol üstlendiği bu süreçte birey kendisini ilgilendiren gerçekleri sorgulamak için geçmişine doğru yönelir. Bu yönelim ona içsel bir değerlendirme fırsatı sağlar. İçinde bulunduğumuz olumsuz durumun farkına varmamızı ve sağlıksız bir şekilde işlev gören ruhsal yetilerimizi tespit etmemizi sağlayan zihinsel işlem budur. Kendimizi ve hayat hakkındaki düşüncelerimizi tekrar muhakeme edebilme fırsatını bize veren bu süreçtir. Kaldı ki; dozajını çok aştığımızda, hayatımızdaki doğal atılımlarımız üzerinde engelleyici bir rol de üstlenebilen ‘benimizin’ bu derin yönelimi(!), kendini aydınlatma isteğinin bir sonucudur. Bireyin, kendi manevi iradesinin taşıdığı anlamları zihinsel melekeleri ile sağlıklı bir şekilde gözden geçirmesi gerekli bir öz-denetimdir. Bu durumda duyguların kendi zihnimiz üstündeki olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Kaldı ki onlar, şu anki gerçeklik algımızın ve mantığımızın bir köşesinde bizi etkilemeyi ve uyarmayı bekleyen heyecanlar olarak zaten pusuya yatmış durumdadırlar. Duyguların kişinin içindeki cinsel isteği uyandıran veya kaygıyı tetikleyen bir yönü, ayrıca manipüle edebileceği düşünce içerikleri vardır. Nitekim bu değerler, geçmişimize şu an hayat veren manevi yapımımızın çok renkli bileşenleridir.

  Kişinin zihinsel işlevlerinde etkin bir rol oynayan bu değerler, insanın doğal yapısından ötürü değiştirilemez; fakat bireyin kendi iradesini doğru bir şekilde kullanmasıyla kontrol edilebilir, daha ölçülü ve dingin bir hale getirilebilir. Dolayısıyla altını çizmemiz gereken nokta, kendi geçmişimizin anlık gelişen zihinsel işlevlerle, düşünsel ve duygusal akışlarla birlikte şekil aldığı ve kendisini şu an yinelediğidir. Geçmişte yaşadığımız pek çok olumsuz deneyimden faydalı çıkarımlarda bulunmanın yolu ise, ancak şu anda(!) koyabileceğimiz teşhisler ve yapacağımız analizlerle mümkündür.

  Zihnimizin sağlıklı işlevini yitirip ruhsal anlamda taşınması gereken yeni prangalar üretmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalık boyutuna ulaşır. Bu tip ruhsal sıkıntıların çözümünü arayan kişi kendi geçmişine doğru yönelir ve eski deneyimlerin neden olduğu sorunları sorgulamaya başlar. Tıpkı gerçekleri sorguladığımız gibi birey, kendi varoluşunun huzuru ve ruhsal sağlığı için mazide kalan bazı ipuçları arar. Anılar, gerçekleşen bazı dışa-vurumlar, rüyalar veya bazı durumlar karşısında gösterilen normal olmayan davranışlar onun yaşadığı sıkıntılarla ilişkili olabilir. Bireyin kendi sorunlarını çözebilmesi, ancak geçmişte kalan ipuçlarını nesnel bir şekilde muhakeme edip sıkıntıların nedenini ortaya çıkarmasıyla mümkündür. Bu süreçte geçmişin kendi zihnindeki tezahürü mevcut sorunlarının çözümünde ona yardımcı olur.

  Yaşamımızın ilk periyodundan başlayıp gerek iç gerekse de dış dünyayı algılarken tecrübe ettiğimiz deneyimlerin stoklandığı ve işlendiği yer hafızamızdır. Kendi varoluşumuzda edindiğimiz deneyimlerle ilintili olan duygu ve düşünce içerikleri hafızamız içerisinde yer edinir. Hafızamızın karmaşık işlevleri doğrultusunda pek çok düşünce veya duygu, kişinin bilincinde kendisini gösterebilir. İnsanın kendi gözündeki hayat anlayışı veya başkaları hakkındaki değer yargıları, onun hafızasının karmaşık işlevleri doğrultusunda değişebilir. Bu durum onun gerçeklik anlayışı üzerinde belirleyici bir rol oynayacaktır.

   Geleceğimizin kapısını kendi geçmişimize sormadan açamıyorsak bu durumda ilk düşünmemiz gereken şey geçmişimizin bizi tefekkür etmeye çağırdığıdır. Nitekim kendi geçmişiyle yüzleşmek yerine ondan kurtulma amacında olan bir kişi ister istemez geleceğe doğru yönelirken geçmişinden kalan prangaları da beraberinde götürür. Çünkü bizim isteklerimizi, amaçlarımızı ve özümüzü oluşturan şey kendi geçmişimizde yaşadığımız deneyimlerdir. Hiç kimse, kendi geçmişinin gerçekleriyle yüzleşmeden ve mazide kalan sorunlarını çözmeden manevi anlamda özgürlüğe kavuşamaz. Hayattan beklediği ve derinden arzuladığı şeylere kavuşamaz veya ulaşamaz. Çünkü onun geleceği geçmişi tarafından gasp edilir.