Scroll Top
Üstünlük ve Aşağılık Kompleksi

Genç birey çevresindekilere göre yetersizdir. İşte bu yetersizlik duygusu onu gelişime kamçılar.

  Bir yanda hırs ve uğraşlarla alevi kabaran çalışkanlık ve elde edilen başarılar… Öte yanda, içinde bulunduğu rekabet ortamında çevresindekilere ve üstün konumda olanlara karşı zamanla haset gütmeye başlayan, rafa kaldırdığı sağduyusu ve nasırlaşan duyarlılığıyla kendi çizgisinde yol alan zavallı bir “ben”…

  İş hayatında, hatta özel ve sosyal hayatta sırf kendi “egosunu” tatmin etmek için çevresinde bir üstünlük kurmak ister aşağılık kompleksli birey. Peki, o nasıl oluyor da büyük başarılar elde ettiği zaman bile rahata erişemiyor? Eğer ki; bu durumun “aşağılık kompleksinden” kaynaklandığını iddia ediyorsak, sorunun kişinin psikolojisini etkileyen zihinsel süreçlerle de bağlantılı olduğunu düşünebiliriz. Kaldı ki, onun olgunlaşma sürecinde edineceği güçlü bir öz-güven duygusu, zorluklara karşı vereceği varoluş savaşında kendi cesaretinin kaynağı olacaktır. Aksi halde, yeterince öz-güven tazelememiş olan biri kendi gözünde zamanla değersizleşecek ve özüne karşı duyduğu inancı kaybedecektir.

  Söz konusu birey, kariyerinde büyük başarılara ulaşsa dahi kendisi için en önemli olan husus çevresindekilere karşı hep üstün bir konumda olmaktır. Bu durumdaki kişi hasetlik duygusunun etkisiyle her ortamda bir üstünlük arayışı içerisinde olmaya zihinsel açıdan zorlanmaktadır ve bu psikolojiyi yaratan şey “aşağılık kompleksidir.”  

  “Aşağılık kompleksi” tanısı öz-güveni zayıf, pasif veya girişimci olmayan, içe kapanık insanlarda daha az bulunur. Çünkü bu üstünlük arayışı zaten belirttiğimiz gibi “aşağılık kompleksinin” bir sonucudur. Alfred Adler’in temel kavramı olan “aşağılık kompleksi”, herkeste bulunan ve bireyi gelişime doğru iten psikolojik bir nitelik olarak tanımlanmıştır. Kişiyi içinde bulunduğu kulvarlarda başarıya doğru kamçılayan ve gerekli motivasyonu sağlayan şey “aşağılık kompleksidir.”

  “Aşağılık kompleksinin” bireyin psikolojisindeki baskınlığı, onun kişiliğinin gelişiminde de önemli bir rol oynar. Böylelikle o daha isyankâr, başkalarına karşı hasetlik güden, rekabetçi bir kişilik profili geliştirebilir. Fakat Adler bu kişilik tipinin zıt olanını, yani içe kapanık ve pasif olan profili de mercek altına almıştır. Adler “aşağılık kompleksini”, kişinin psikolojisindeki işlevine göre ruh halini belirleyen bir unsur olarak belirtir. Bu durumda o, kişilik olarak güçlü veya zayıf bir profil geliştirecektir.

  Bireysel psikolojinin bel kemiğini oluşturan “aşağılık kompleksi” kavramı, genç bireyin benliğinin gelişmesiyle kendisini gösteren psikolojik bir niteliktir.  Eğer ki; bu kavramın nasıl bir işleve sahip olduğunu merak ediyorsak, yeni doğan bir bebeğin hiçbir üstün bedensel yetiye veya ruhsal derinliğe sahip olmadan dünyaya geldiğini göz önünde bulundurmamız gerekir. O, gerek ilgiye gerekse de korunmaya ihtiyaç duyar. Çevresindekileri algılarken zamanla kendi içinde devinen “aşağılık kompleksinin” kamçılayıcı gücüyle gelişime doğru odaklanır. Sonuçta Adler, ebeveynlerine muhtaç olan bir bebek olduğunu ve bebeğin gelişebilmesi için çevresinde daha üstün sevgi nesnelerine sahip olması gerektiğini belirtir. Genç birey çevresindekilere göre yetersizdir. İşte bu yetersizlik duygusu onu gelişime kamçılar. Kısacası onun saf bir sevgiye ve güven duygusuna ihtiyacı vardır. Çocuk kendisini ve çevresini keşfedecek, tanıyacak, iyiyi savunup kötüyü dışlayacak veya ondan tiksinecektir. Ama çeşitli deneyimler yaşarken yetersizlik duygusu ile belirginleşmeye başlayan başarma ve başarılı olma isteği onun gelişiminde motive edici bir güç olacaktır. Bu özellik, bebeğin olgunlaşma süreci boyunca ve tüm hayatında kendi psikolojisinin mihenk taşlarından birini oluşturacaktır.

  Sonuç olarak, yaşamımızda bir denge ve sükûnet içerisinde olmak, başarısızlıklardan alınan dersler ve elde edilen zaferlerin kazandırdığı haz ile mümkün hale gelir. Edineceğimiz dersler ruhsal olgunluğumuzun artmasında ve bireysel gelişimimizin sağlanmasında hayati bir rol oynayacaktır. Kişinin karşılaştığı pek çok olumsuzluğa rağmen kendisiyle olan barışık yapısını koruması ve inancın gücüyle zorlukların üstesinden gelmeye çalışması çok önemlidir. Başkalarına karşı haset güdüp kendi kendine kahrolmak yerine yapabileceklerine odaklanıp yetenekli olduğu konularla gururlanarak kendi öz-saygısını kazanması şarttır. Tabii ki; sevdiklerine karşı duyduğu güvenin bir kazanımı olarak. Nitekim onun kendisiyle barışık olması, varoluş sürecinde karşılaşacağı pek çok zorluğun üstesinden gelmesinde yardımcı olacaktır.