Scroll Top
Yaşanan Acılar, Uyum ve Huzur

Hayatın kendine has ezgileri ve renkleri onun ruhuna yansımış ve içindeki ışığa kendine has bir tını kazandırmıştı.

  Bireyi düşmek üzere olduğu uçurumdan son anda kurtulmasını sağlayan dal parçası, onun hayata ve kendisine karşı beslediği inancın somutlaşmış haliydi. Keder ve hüzün dolu yaşanmışlıkların ona bıraktığı en önemli miras, kendilerine özgü içerikleriyle oluşan manevi bir hayat ansiklopedisiydi. Ruhundaki gençlik ateşinin sönmeye başladığından beri fark ettiği şey, hayatın anlamının yaşadığı özel deneyimler ve o deneyimlerin ruhunda bıraktığı zarif çizgilerdi. Hayatın kendine has ezgileri ve renkleri onun ruhuna yansımış ve içindeki ışığa kendine has bir tını kazandırmıştı.

  Küllenmiş acılar, kabuk bağlayan yaralardı onu teselli eden çünkü yaşadığı sıkıntıları kendi lehine çeviremeseydi, mutluluğun ve huzurun ne olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaktı. Çözebileceği sorunları ve kabullenmesi gereken gerçekleri görmezden gelseydi, belki de kendisini güçlüklerin tekerrür ettiği bir hayat düzeni içerisinde debelenirken bulacaktı.

  O, hayatın sefasını bedelsiz olarak sürdürmenin mümkün olmadığını ve çelişkili inançların neden olduğu derin hayal kırıklıklarının iyileşmesi için gereken unsurun zaman olduğunu iyi biliyordu. Derman niteliğindeki zaman onun yaralarını sararken tecrübe ettiği deneyimlerden kazandığı manevi birikim kendisini hayata bağlıyor ve ruhunu besliyordu. Yaşadığı derin acılar onun en büyük öğretmeniydi ve nitekim sahip olduğu en büyük zenginlik, acısıyla tatlısıyla hayatın anlamıydı. Onun hayata karşı duyduğu sevgi akıttığı gözyaşlarıyla ve mazide bıraktığı sancılı yıllarla filizlenmiş ve bu süreç, sahip olduklarının değerini daha iyi anlamasını sağlamıştı.

  Kendi özünü, geçmişini doğru bir şekilde gözlemleyerek ve yorumlayarak tanımak en büyük bilgeliktir. Tıpkı zorlu bir yapbozun parçalarını tamamlar gibi kendi eksi yönlerini görebilen ve düzeltebilen biri hayatın ritmine ayak uydurmakta önemli bir mesafe kat eder. Ancak, hayatın nabzını dinlerken zamanın ve mekânın getirileriyle uyumlu bir ritim yakalamak ve bu ritmi istikrarlı bir şekilde devam ettirebilmek farklı bir kabiliyet gerektirecektir.

  Hayatla bütünleşmek ve hayatı kucaklarken bütünün uyumlu bir parçası olabilmek önemli bir beceridir. Bu oyunun ilk kuralı, kişinin demir attığı diyarlarda kalıcı ilişkiler kurup güzel anılar biriktirebilmesi için zamana uyum sağlamasını gerektirir. Anı yaşamayı vazgeçilmez bir yaşam ilkesi haline getiren insan için hayat sürprizlerle ve güzel heyecanlarla doludur; çünkü gerçek hayatın kutsal hazinesi ve gençlik pınarı şu anın berraklığında ve daimi akışında gizlidir. Kişi, anı yaşayıp hayatla bütünleşmek için kendisini bir girdap gibi içine çeken geçmişin karanlık sarmalından kurtulmalı ve sorunlarını çözüp şu anın nimetlerine kucak açmayı bilmelidir. Sonuç olarak, geçmişte yaşadığı sıkıntılı ve sarsıntılı olayların neden olduğu yangını söndürüp harabeye dönmüş olan atölyesini onarmak ve acısını gidermek isteyen biri gerçek hayatın rehberliğiyle rahata kavuşabilir ve kendi yüreğinin heyecanını canlı tutup yaşama dört elle sarılabilir.

  Öte yandan, toplumsal yaşamın uyumlu bir parçası olmak isteyen biri farklı insanlardan aldığı çeşitli haz ve mutlulukla zamanını iyi bir şekilde değerlendirip içindeki yalnızlık duygusunu giderebilir. Yapacağı sevgi, duygu ve bilgi alışverişiyle kendisini ve başkalarını besleyip zenginleştirebilir. Fakat bunun için onun kendi özünün bilincinde olması ve özünü, farklı olanla karşılaştırıp tanıması gerekecektir. Kendi kusurlarıyla barışık olmasının yanı sıra hayata karşı beslediği güzel düşünceleri ve duyguları ince bir şekilde dile getirmesi ender görülen olumlu bir kişilik özelliği olduğundan sosyal ortamlara uyum sağlayıp kalıcı ilişkiler kurmasını kolaylaştıracaktır. Nitekim ne istediğinin bilincinde olması ve kendi hislerini açık bir şekilde ifade etmesi, ona güvenilir ve dürüst bir imaj kazandıracaktır. Kısaca kişi, ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalı ve karşısındakinin yaşadıklarını daha iyi anlayabilmek için kendisini onun yerine koyup empati yapmalıdır.

  Uzun süren bir hayat mücadelesinin ardından çektiği onca cefanın karşılığını almak isteyen bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginlik huzurdur. Geçmişindeki sıkıntıları çözüp geleceğe doğru yelken açarken, kariyerinde belirlediği hedeflere ulaşıp ruhsal anlamda derin bir soluk alırken veya dünyaya getirdiği tek evladının büyüyüp olgun bir yetişkin olduğuna şahit olurken kişinin yüreğinde filizlenen ve çiçek açan güzel bir duygudur bu. Gerçek bir huzurun değeri yaşanan deneyimlerin niceliğiyle değil niteliğiyle ölçülür; fakat önemli olan hayatın zihnimize ve yüreğimize bıraktığı izlenim ve birikimlere bakarken içimizde saklı olan o(!) hazineyi, yani manevi değerleri görmek ve kıymetini bilmektir. Onlar ruhumuzun ışıltısı, gözümüzün feri ve içimizdeki aydınlık taraftır, dolayısıyla temiz bir kalbe ve yüreğe sahip olan kişi bu değerler için yaşayıp olgunlaşmalıdır. İşte o zaman gecenin yıldızları altında, sessizlik ve sakinlik içerisinde havayı teneffüs ederken varoluşumuzun bir anlamı olacaktır; çünkü huzur bulmak, insanın en önemli yaşama amacıdır.

  Ardında bıraktığı yılların olumsuzluklarından arınamayan bir insan için hayat azap dolu bir rüya, çemberi daralan bir labirent veya vücuduna saplanmış olan oku taşımak zorunda kalan bir savaşçının dramı gibidir. Ancak, birey yaşadığı bütün acılara rağmen hayata sarılmayı ve kendi özüyle bir olup manevi açıdan zenginleşmeyi derinden arzulayabilirse, işte o zaman gerçek yaşamın kutsal hazinesinin kilitli sandığını açacak olan anahtarı elde etmiş demektir. Başka bir deyişle onun iyiyi ve güzellikleri istemesi(!), kendisini hayatın aydınlık tarafına taşıyacak olan yolcu treninin biletidir. Güneşin zengin pırıltılarına ve aydınlık bir geleceğe doğru…