İnsanoğlunun artan zekâ ve hayal gücü, hayattan aldığı hazzı yetersiz kılan faktörlerden biridir. Zamanla içinde büyüyen derin açgözlülüğün bir tutsağı ve kölesi haline gelen birey için dünya pek çok güzellik taşısa da yeterince cazip gelmez. Değişmiş ve bencilleşmiş kişiliğiyle o kendi arzuladığı şeyin peşinden koşarken manevi değerlerini ihmal eder. Bu durum kendi özüyle olan bağını zayıflatır ve onu yalnız ve yoksun bir ruhsal yapıya sürükler.
Açgözlülüğü arttıran faktörlerden biri olan “fantezi” tutkusu, bireyin yaşadığı pek çok deneyimden daha özel ve anlamlıdır. Bunun yanında o hayalini kurduğu fantezilerin baştan çıkarıcı etkisi yüzünden şu anın lütuflarından yararlanamaz. Birey, içinde büyüyen haz ve heyecan elde etme beklentisine son noktayı koyamaz. Onun içinde büyüyen derin haz alma isteği, kendi hayatının düzenini değiştirmesine ve sahip olduklarını riske atmasına neden olur. İçimizde yanıp büyüyen bu güçlü, doyurulamayan his açgözlülüktür. Kişinin, hayatın pek çok nimetinden aldığı hazzı azaltan açgözlülüğün limiti sonsuz ve kuyusu derindir. Maddi ve manevi hazların tadına varamayan kişinin derin açgözlülüğünün tek ilacı bazen ölümdür.
Öte yandan haz elde etme isteği, kendi geleceğini aralayan bir insanın ilerlemesini sağlayan itici güçlerden biridir. Bunun, hayatımız boyunca ihtiyacımız olan bir tür kamçılayıcı güç olduğunu düşünürüz; fakat ne yazık ki açgözlü bir insan tatminsizdir. Dikkat edilmesi gereken nokta, beklentilerimizin veya isteklerimizin bizim için ne kadar gerekli olduğudur.
Kendisi ve hayatla olan manevi bağını kaybeden birey, içinde oluşan olumsuz duyguları bastırmak için haz elde etmeye çalışır ki; bu açgözlülüğe giden yoldur. O, sadece kendisine zevk veren unsurlarla ilgilenir. Açgözlü biri, kendi “egosunu” tatmin etmek için yeni hedefler belirleyen gözü doymaz bireydir. Açlığı fazla, çünkü elde ettiği haz azdır. O, sadece kendisine yatırım yapmayı tercih eder; çünkü kendi kendisinin tutsağıdır. İlk düşündüğü, istediği veya arzuladığı şey kendisi içindir. Söz konusu kişi hayatında aradığını asla bulamayan doyumsuz bir kişilik profiline bürünür. Bunun nedeni, onun kendi özüyle olan bağını yitirmiş olmasıdır. Masumiyet, doğallık, sevgi, saygı, onur gibi pek çok kelime onun için anlamsız ve değersiz bir fısıltı gibidir. Ayrıca açgözlü biri için sıradanlık kelimesi ayrı bir tiksindirici nitelik taşır çünkü bu kendi kişiliğiyle ilintilidir.
Diğer taraftan, yaşanılan yoğun tutku hissinin de açgözlülükle olan bir bağlantısı vardır. Herkesin tutkuları olabilir; ama aşırı tutkunun da tıpkı açgözlülük gibi bireyin ruhunu tesiri altına alan ve baştan çıkaran bir özelliği vardır; kaldı ki; tutku açgözlülüğü arttıran güçlü bir histir. Tutkunun söz konusu kişiyi kendi hayatının şahikasına çıkaracağı kadar doğru yoldan da saptırabileceği asla unutulmamalıdır. Bu bağlamda açgözlülük sahip olduklarından fazlasını edinmek; zevki tutkuyla istemek ve tutkularının etkisiyle büyüyen açlığını asla giderememektir. Kısacası o açgözlüdür; çünkü içinde büyüyen açlığı bastırmak zorunda kalmıştır. O, anlamını yitiren doyumsuz yaşantısına geçici bir çözüm bulmak ve sıkıntısını hafifletmek için arayışta olan bir insandır.
Bireyin kendi manevi iradesinin sağlıklı işlevini yitirmesi sonucunda hayatla olan dirimsel bağın zayıflaması, içindeki yoksunluk ve anlamsızlık hislerinin alevlenmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla o, bu olumsuz hisleri bastırmak için bir arayışa yönelmektedir. Anlamsızlık ve yoksunluk hislerine kalıcı bir çözüm bulamadığından gerekenden fazla haz peşinde koşmakta ama bu durum kendi açgözlülüğünün büyümesine neden olmaktadır. Sonuç olarak tutkunun zevk veren ve baştan çıkartan bir etkisi vardır ama açgözlülük, hazza muhtaç ve bağımlı hale gelen bireyin tinsel yapısının talepkâr ve olumsuz yönüdür.

