İnsan benliği metaforik açıdan mikro bir evrendir. Bu evren gizemli olduğu kadar karmaşık, karmaşık olduğu kadar kapsamlı ve çok yönlüdür. Bireyin kendi benliğinde cereyan eden iç-dinamiklerin mahiyeti hakkında yeterli bir düzeyde farkındalığa erişmesi, sahip olduğu iradenin birlik ve bütünlüğünü sağlayıp kontrol edebilmesinde yardımcı olur. Bunu sağlayacak olan şey ise onun “farkındalık” yeteneğidir. O, ancak kendisini ve hayatın gerçeklerini “farkındalık” yetisi ile doğru bir şekilde değerlendirip ilerleyen yıllarda realist ve rasyonel bir bilince sahip olabilir.
Fakat geleceğin bireyinin gerçekçi ve rasyonel bir bilince sahip olması için tamamlaması gereken gelişim evreleri vardır. Bu evreler doğum öncesi dönemden itibaren başlar. Sinir sisteminin ilk temellerinin atıldığı dönem doğum öncesi dönemdir. Bilincin devrede olmadığı cenin döneminde anneden ve çevreden gelen olumlu veya olumsuz uyarıcılar (özellikle işitsel) fetüsün gelişmekte olan sinir sistemi üzerinde bazı etkiler bırakabilir ve doğumdan sonra gözlemlenebilen erken öğrenme eğilimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilir. Doğumdan itibaren yaşamın ilk aylarında beynin frontal lobunun hızlı bir gelişim sürecine girmesiyle birlikte bebek yaşadığı deneyimleri algılamaya, ayırt etmeye ve bunlara tepki vermeye başlar. İlerleyen aylar ve edindiği yeni deneyimlerle birlikte daha kapsamlı bir manevi hazneye sahip olur ve bir yandan kendi benliği derinleşirken diğer yandan da zihinsel yetilerinin kapasitesi artar. Genç bireyin kendisine dönük olan sevgi ve ilgi yatırımı, benliğin gelişmesiyle birlikte yavaş yavaş çevresindeki nesnelere (yakın çevre, arkadaş) doğru kayar. Onun fizyolojik ve ruhsal gelişimi ilerledikçe kendi genlerinde saklı olan genetik miras yavaş yavaş ortaya çıkar ve çevresel faktörlerin yapılandırıcı etkisiyle birlikte karakterinin temel kalıpları meydana gelir. Gün yüzüne çıkan temel mizaç özellikleri ve gelişen zekâsı ile birlikte kendi mantığı da oluşmaya başlar. Birer rol model olan ebeveynlerden veya yakın çevreden elde edilen karakter izlenimleri kendi kişiliğine şekil verir. Çevresindeki insanları gözlemleyerek ve onlardan aldığı izlenimleri değerlendirerek hem kendi farklılıklarını kavrar, hem de yabancı olanı tanımaya başlar. Karşı cinsin anatomik farklılıklarının bilincine varması, kendi cinsel kimliğinin gelişimi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Benliğin gelişimi, kişinin kendi manevi iradesinin zihinsel yetileriyle birlikte ahenkli bir şekilde işlev görmesi ve ruhsal yapısının zamanla daha karmaşık bir hale gelmesiyle gerçekleşir. Yaklaşık olarak 11 yaşından itibaren gelişmeye başlayan soyut/kavramsal düşünebilme yeteneği, genç bireyin gerçeği değerlendirme kapasitesini artırır; böylece ona hayatı daha geniş bir pencereden gözlemleme ve yorumlama yeteneği kazandırır. Kişi kendisine mutluluk, tiksinti, korku, sevinç, coşku, üzüntü veya pişmanlık hisleri uyandıran deneyimlerle yüzleştikçe onları içselleştirir ki; bu da onun gerçeklik algısının kapasitesini artırır; dolayısıyla hayatı daha net bir şekilde kavramaya ve muhakeme etmeye başlar. Kendi değer yargılarını ve hayat görüşünü oluşturan süreç bu şekilde serimlenir. Yoğun duygu kisvesinde yaşanılan pek çok önemli deneyim bireyin ruhsal portresine kazınır ve onun zihninde kolay kolay silinmeyen derin bir iz bırakır. Ve nitekim gelişen zihinsel yetilerle birlikte yaşanılan deneyimlerin anlamı daha değerli hale gelir. Onun bastırdığı duygusal yönü ağır basan pek çok deneyim birer yaşantı olarak kendi bilinçaltında yerini alır. Bastırılan bu deneyimlerdeki anlamsal içerikler ve psikolojik etkiler, bireyin iç dünyasında oluşan hayat anlayışının ve gelişen kişilik yapısının bir hazırlayıcısı olur. Ayrıca, söz konusu bilinçaltına bastırılmış olan yaşantılar çağrışım yoluyla uyarıldıkları zaman onun düşünsel süreçlerini, davranışlarını veya algısını etkileyebilir. Bu yaşantılardaki anlamsal zenginlikler, manevi açıdan kendi eksik parçasını bulma ve tamamlama amacıyla doğal bir yönelimin aracısı olur.
Kısacası birey, nasıl ki; bedensel açıdan ihtiyaç duyduğu gereksinimleri karşılamak için bir haz arayışına doğru yöneliyor ve doyumunu sağlıyorsa, onun manevi iradesi de kendi anlamsal belirsizliklerini aydınlatmak için iradeyi belirlediği hedeflere doğru yönlendirmektedir. İşte bu noktada onu yönlendiren bir başka yeti ve iç-güdü olan “merak” devreye girmektedir.
“Merak”, kişinin zihnindeki soru işaretlerini cevaplamak için iradeyi bilinmeyene doğru yönlendiren gelişmiş bir iç-güdüdür. “Merak”, iradenin ihtiyaç duyduğu manevi hazlara veya anlamsal değerlere ulaşmak için bireyi bilinçaltından ziyade bilinçli(!) bir şekilde yönlendirmektedir.
Bebeklik döneminde henüz “bilinçaltı” gelişmediği gibi, “merak” iç-güdüsü ise; çevresindeki objelerin farkına varma/keşfetme isteği kisvesinde yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Onun en güçlü yetisi “duyuları” iken; “bilinç” gelişme aşamasındadır. Fakat “bilinç” kendi işlevini zamanla arttırır ve olgunlaşır. Kişi artık gerçeği değerlendirebilen bir özne haline gelmiştir. O, pek çok gerçeğin farkında olduğu kadar kendisi hakkında da yeterli bir iç-görüye sahip olacaktır. Bu iç-görüyü kendisine kazandıracak olan yeti ise “öz-benliktir.” O, “öz-benliği” sayesinde kendi ruhsal yapısının birlik ve bütünlüğünü sağlayacak ve ilerleyen yıllarda bilinçaltında kalan zenginlikleri bilinç düzeyine yükselterek artan manevi birikimini hayatında önemli bir koz olarak kullanmayı bilecektir.
İç-görünün gelişimi, bireyin kendi bilinçaltına açılan kapıları aralayıp özünün bilincine varması ile mümkündür. Onun kendi özüne ulaşması için benliğini iyi bir şekilde gözlemlemesi, ayrıca kendi geçmişinde bıraktığı izleri ve izlerin bağlantılarını takip etmesi gerekir. Ancak bu şekilde kendi ruhsal yapısının eksik kalan parçalarını tamamlayacak ve manevi bütünlüğünü sağlayacaktır. Kendi özünü etkin kılacak olan şey, benliğinin derinliklerinde varlığını sürdüren manevi değerler ve bu değerler doğrultusunda oluşturacağı güçlü inançtır. Kişi kendi özüyle bir bütün oldukça, gerçek hayat da bir anlam ve önem kazanacaktır. Dolayısıyla söz konusu bireyin ruhsal gelişimi önemli ölçüde “öz-benlikten” geçer. Onun kendi iç-dünyasının karanlığını söküp alan gerçeğin parıldayan yüzüdür. Kişinin hayatı boyunca edindiği manevi birikim onun “öz-benliğinde” filizlenir; çünkü “öz-benlik”, onun kendi iç-gerçekliğidir.
İnsan benliği kendi gelişim sürecinde önce çeşitli bilgi, izlenim veya deneyimleri içselleştirmekte, sonra da edindiği verileri yorumlayarak içselleştirdiklerini dışsallaştırmaktadır. Her insan yaşamının ilk dönemlerinde manevi açıdan naiftir ve ilerleyen dönemlerde bu eksikliği aile ve çağdaş eğitim çizgisinde tamamlamalıdır. Realist ve rasyonel bir birey olmak uygun bir hayat felsefesi ve yorum becerisi edinimiyle mümkündür. Bunun için kişi hayatını pasif değil, aktif bir şekilde yaşayarak ve öğrenerek deneyimlemeli ve aldığı verileri doğru bir şekilde yorumlamalıdır. Böylelikle kendini tanıdıkça aydın, hayatı tanıdığı müddetçe bilge bir insan olma yolunda ilerleyecektir.

