Scroll Top
Ebedi Olanla Bir…

Ebedi olana sarılmak ve onunla dirimselleşmek başlangıçta bireyin sahip olduğu nimetleri kaybetme korkusuyla alevlenir.

  Ebedi olana sarılmak ve onunla dirimselleşmek başlangıçta bireyin sahip olduğu nimetleri kaybetme korkusuyla alevlenir. İşte bu noktada onları kaybetme durumundan doğan kaygı ve acılardan sonra elde edilen hayatı sahiplenme duygusu, ebedi olana sarılmanın koşuludur. Korkunun ve dehşetin hüküm sürdüğü bir sürecin getirisi olarak, kişinin hayatla dirimselleşen bağı ve kendi manevi değerlerine artan ilgisi, ona ebedi huzurun kapılarını açar.

  Pek çoğumuz, hayatımız boyunca yaşadığımız acı dolu deneyimler nedeniyle “anı” yaşamak yerine dikkatimizi kaygı ve keder dolu geçmişimize vermekteyiz. Bu durum gerçekleşmemiş olan geleceğimizi zincire vurmamıza neden olmaktadır. Fakat dikkat etmemiz gereken nokta şu ki; biz, geleceğimizin yani kaderimizin gerçekleşecek çok yönlü senaryolarını bilsek bile onlara ancak şu-anı(!) yaşayarak ulaşabiliriz. Böylelikle yaşamımızın kıymetini daha iyi anlar ve hayatımıza daha sıkı sarılıp ebedi nimetlerin doğasıyla kucaklaşabiliriz.

  Keder ve hüzünle başa çıkabilmenin en önemli şartı, kişinin kendi geçmişinin kuytu derinliklerinde kaybolmaktan kurtulmasıdır. Huzura giden yol ebedi olanı tek bir nefeste, anın nimetlerinde yaşamayı gerektirir. Ebedi olan şu an içimize çektiğimiz hava, yaşadığımız zaman ve deneyimlediğimiz dinginliktir. Ebedi olana ulaşmak, zamanı ve mekânı deneyimlerken zevk almak ve gerçeği temaşa etmektir.

  Bedenimiz ve ruhumuz bu dünyada var olmaya başlarken ilgiye muhtaçtır ve sevgiye ihtiyaç duyar. Bu durum kişinin kendi içindeki hayat aşkının temelini oluşturur. Sevgiye muhtaç olmak, ebedi olana duyulan aşkı gölgelemez; bilakis resmeder. Bebek dünyaya neden gelmiştir? Yaşamak için. O, ebedi olana ulaşma ve ebedi olanla birlikte var olma isteği ve hayat enerjisiyle dünyaya gözlerini açmıştır. Nitekim bebeğin içindeki yaşam ateşi onu var etmek için vardır.

  Her birey kendi içindeki yaşam ateşinin kaynağıdır; dolayısıyla onu koruyup inancını ve sevgisini ayakta tutmalıdır. Onu içinde büyütmelidir. İnsan evrene duyduğu sevgi ve inancı ayakta tutmalıdır. Peki nasıl?

  Hayatı tanıyıp ona kendi içimizde yer vererek. Yaşamaktan kaçmadan korkuyu yenerek; nefreti sevgiyle alt ederek. Pişman olduğumuz şeyleri kabullenerek. Kendimizin veya başkasının neden olduğu hataları affederek. Sevgiyle bir bütün olup kendimize her zaman ikinci bir şans tanıyarak. Varoluşumuzu manevi zenginliklerle taçlandırarak ve anı(!) yaşayarak.