“Entropinin” sözlük anlamı bir sistemdeki düzensizliğin ölçüsüdür. “Entropi”, evrendeki her şeyin kendisini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe doğru çekme kanunudur. Bu evrensel bir kavramdır. “Entropi” kavramı ayrıca, mutlak düzensizlik ve farksızlık anlamına geldiği için gelişimin tersidir. Dolayısıyla bir düzende “entropi” arttıkça gelişim zorlaşır. Çünkü gelişimin gerçekleşebilmesi için söz konusu kişiyi ileriye doğru devindirecek olan bir ivmenin, yani onun potansiyelini bir üst seviyeye taşıyacak olan zengin bir çevrenin olması şarttır. Düzensizlikte ve farksızlıkta gelişimi sağlayacak motive edici bir ortam olmadığı için bunun aksini savunamayız.
Bu durum belirli yönlerden bireyin yaşamında edindiği ruhsal tekâmül gerçeğine ters düşer. Nitekim doğanın hâkimi olan insanoğlu kendi fizyolojik yapısının ve zihinsel kapasitesinin evrimleşmesiyle günümüz şartlarına ulaşmıştır. Dolayısıyla “entropi” kavramı açısından konuya değinecek olursak, insan için gelişimin olduğu yerde “negatif entropi” görülür.
Günümüz insanının sevgi ve umut açlığı azami bir boyuta ulaşmıştır. Peki, insanoğlu bu açlığını gelişmiş yetilerine rağmen neden hala doyuramamaktadır? Günümüz insanı, özellikle içinde bulunduğu modern çağın etkisi altında yavaş yavaş ruhsal anlamda dejenere olmaya doğru ilerlemiyor mu? İnsanoğlu modernleştikçe ruhsal açıdan yozlaşmıyor mu? Özellikle manevi derinliği ve değer yargıları bakımından!
Günümüz insanının en önemli sorunlarından biri, özüyle kurulu olan dirimsel bağın zayıflaması nedeniyle hayatın doğasından ve kendi gerçek kimliğinden uzaklaşmasıdır. Böylelikle birey kendisini ruhsal anlamda besleyecek olan pek çok nimetten mahrum kalmaktadır. Bu olumsuz durumu besleyen en önemli iki faktör; ruhsal gelişim evresinde olan genç bireyin özgür iradesinin sağlıksız bir biçimde bastırılması ve naif bireyin manevi özgürlüğünü olgunlaştırmak yerine kötürümleştiren maddiyatçı bir toplumsal ideolojiye göre empoze edilmesidir. Böylece kişi, kendisine haz verecek olan nimetlerden alıkoyulmakta, kendi benliğinin bastırılmasıyla da özüne karşı yabancılaşmaktadır. Kuşkusuz bu durum sadece onu değil, genel anlamda sosyal bir bağ oluşturduğundan toplumu da ilgilendirir. Aynı şekilde toplum da mevcut düzenin meşruiyeti, düzeni ve sistemi gereğiyle bastırılmaktadır. Peki, kişi bu durumu hazmedip gerek kendi yaşamı gerekse toplumun menfaati açısından bir orta yol bulabilir mi? Başka bir deyişle o “entropinin” akıntısına karşı kürek çekip manevi yönden yoksunlaşmaya karşı durulabilir mi?
Eğer ki; durabiliyorsa insanoğlu “entropiye” karşı nasıl bir varoluş formatı içerisinde olmalıdır? İnsanlık açısından “anti-entropici” tutum neyi ifade eder?
“Entropiye” karşı direnmek, insanlığın gittikçe asimile olan gidişatına karşı kafa tutmak ve bu gidişatın karşısında var olarak dimdik ayakta kalmayı ifade eder. Bu konumda var olmak bir amaçtır. Bu amaç, bireyin kendi özünü kaderin daimi engellerine rağmen gerçekleştirmesi ve cevherinin ışığını yansıtmasıdır. Bu şekilde kişi, karanlığa karşı yaydığı bilgeliğinin ve aydınlığının ışığıyla insanlığa ve kendi hayatına katkıda bulunur. Bu bağlamda var olmak, “entropinin” derin akıntısına karşı kürek çekmektir. Var olmak, söz konusu ferdin kendisini ve hayatı sorgulayarak yaşamın gizemli kalmış olan yönlerini su yüzeyine çıkarmaktır. Bu süreç, hayatın çeşitli yaptırımlarına ve tekdüzeliğine karşı onun gösterdiği bir savaştır. Başka bir deyişle onun ortaya koyduğu çetin mücadeleyle “entropiye” karşı direnmesidir. Bu şekilde var olan birey, hayatın akışı içerisinde kendi sınırlarını belirler ve kalıcı bir iz bırakır.
Fakat tüm bunlar kolaylıkla sağlanamaz. Öncelikle genç ferdin kendi biyolojik ve ruhsal gelişimini yeterli bir düzeyde tamamlaması ve hayatın evrensel gerçeklerini keşfederek manevi anlamda başını ağrıtan prangalarından kurtulması gerekir; ilerleyen yıllarda “entropiye” karşı güçlü bir duruş sergileyebilmesi için. Nitekim anne rahminden itibaren önce embriyo sonra da fetüs(cenin) seviyesine ulaşır geleceğin bireyi. Doğumdan başlayarak bebeğin özellikle zihinsel gelişiminde anne(emzirme dönemi) önemli bir rol oynar. Bebek kendi gelişim çizgisinde anne ve babayı birer rol model olarak benimser ve onlardan aldığı karakter izlenimlerini içselleştirir. Gelişimin özellikle ilk beş yılında genç bireyin karakteristik özellikleri iyice kendini belli eder ve yerleşir. Bu süreçte ebeveynlerin çocuğa karşı olan tutumunun sağlığı mevcut sorunların çözümünde, ayrıca önceden öngörülebilen yanlış eğilimlerin tespit edilip düzeltilmesinde kritik bir rol oynar. Buna ilaveten gerek oral gerekse de anal evrelerdeki başarılı geçiş sürecinde ebeveynlerin çocuğa karşı olan yaklaşımı belirleyicidir. Bu evrelerin başarıyla tamamlanması, gelecekte, onun kişilik yapısını kendi sorumluluklarının bilincinde olan, olgun ve düzgün bir profile göre yapılandıracaktır. Söz konusu gelişim çizgisinde ebeveynlerin dikkat etmesi gereken çok önemli iki görevi vardır. Birincisi, bebeğin manevi anlamda sevgiyle kucaklanması, onaylanması ve desteklenmesi; ikincisi de, ilerleyen yıllarla gelişen somut ve soyut becerileri doğrultusunda genç bireyin meyilli olduğu konularda yeteneklerinin geliştirilmesine teşvik edilmesidir. İleride özerk ve sağlam bir karaktere sahip yetişkin olup kendi özgün varoluşunu gerçekleştirebilmesi için.
Genç birey bu şekilde belirli alanlara motive edilerek kendi ruhsal ve zihinsel gelişimini sağlar. Kuşkusuz bu noktada onun en büyük kazancı elde ettiği küçük çaptaki başarılarla pekiştireceği öz-güvendir. Eğer bu durumun tersini düşünürsek, başarıya teşvik edilmeyen ve manevi anlamda desteklenmeyen çocuklar pek çok zor duruma karşı pasif, dirençsiz ve zayıf kalabilirler. Bu durumda ebeveynlerin çocuklarına karşı gösterdiği ilgisiz, duyarsız veya otoriter tutumları genç fertlerin manevi gelişimini sekteye uğratabilir. Ebeveynlerin uzlaşmacı yaklaşımlarıyla zor durumların aşılması çocuğun geleceği ve ruhsal sağlığı açısından büyük önem taşır. Netice itibariyle genç bireyin ilerleyen yıllarda manevi açıdan gelişmeyi benimseyip hayata ve zamana adapte olmayı vazgeçilmez bir ilke haline getirmesi, onun en önemli varoluş amacı olmalıdır.
Mevcut gelişim sürecini ileriye doğru taşıyan bir başka önemli unsur da çocuğun içinde bulunduğu çevredir. Çevresel faktörlerin gelişmişlik düzeyi, çocuğun bilgisel donanımının artmasında ve zihinsel yeteneklerinin gelişimini sağlayıp parlak bir geleceğe doğru yelken açmasında yardımcıdır. Yol gösterici, motive edici ve paylaşımcı olgun kişiler tarafından çevrelenen zengin ortamlar, genç ferdin ufkunu açacak olan en büyük hazinedir. O, ancak bu şekilde hayatın zorluklarına karşı güçlü bir mücadele sergileyecektir.
Çağdaş bir eğitimin şart olmasının en önemli nedeni dar görüşlü olmanın ve tek düze düşünmenin kişide yarattığı olumsuz netice ve durumlardır. Çoğu konuda aydın ve bilge bir insan olmak işte bu yüzden önemlidir. O kendini aşmalı, kabuğunu kırıp sınırlarını belirleyerek kendi özgürlüğünü kazanmalıdır. Bireyin bu özgürlüğü kazanması için cesaret ve bilgelik gösterip doğru olarak düşündüğü şeylerin yanlışlığını kabul etmesi de gerekir. O, ancak bu şekilde hayatının dümenini eline alacak ve bilgeliğiyle zorluklara karşı gelip kendi gemisinin iyi bir kaptanı olacaktır.
Bebek dünyaya geldiğinde korunmaya, sevgiye ve ilgiye muhtaç olduğu kadar öğrenmeye, büyümeye ve gelişmeye de açtır. Dolayısıyla o, alacağı maddi ve manevi destekle gelişim evrelerini tamamlamalı ve hazır olduğunda hayatın doğru ve yanlışlarını ayırt edebilecek bir seviyeye ulaşmalıdır.
Kişiyi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de güçlü bir inançtır. Bireyin hayata ve kendisine karşı duyduğu inanç onun manevi değerlerinin yozlaşmasını engeller ve sevginin gücüyle bu değerler filizlenir; büyür. Vicdani ve ahlaki değerler bu şekilde korunur ve benimsenir. Saygıyı ayakta tutan ahlaktır. Vicdanı besleyen unsur ise; sevgidir. Birey kendi hayatına hep bir inançla ve sevgiyle sarılmalıdır. Fakat bazen de neye inandığını sorgulamalıdır.
Sonuç olarak; “entropiye” karşı direnebilmek için kişi kendisini ussal anlamda geliştirmeli ve gerçekleri sorgulayarak bilgi donanımını arttırmalıdır. Gerçekleri sorgulayan ve karanlıkları aydınlattıkça bilgi donanımını geliştiren birey kendi hayatının dizginlerini eline alacak ve ortaya koyduğu varoluş mücadelesiyle toplum için örnek bir ilham perisi olacaktır.

