Scroll Top
Evrensel Olana Farkındalık

Bu inancı sağlayacak olan şey edineceğimiz doğru ve rasyonel bilgi değil midir?

  Hayatın gerçekleriyle bir olup kendi iç dünyamızı doğru ve faydalı bilgilerle donatmak her şeyden önce içinde bulunduğumuz zamana tutunmayı sağlar. Böylelikle biz,  yaşamımızda yeni amaçlar edinip geleceğimizi yönlendirme fırsatını yakalarız. Bunun yanında, kendi varoluş sürecimizde edineceğimiz gerçekçi ve iyimser bir hayat görüşü, bize geleceğimizi güzel nimetlerle bütünleştirebilme şansını verecektir.

  Birey, evrensel bir hayat görüşüne kendisininkini gözlemleyerek ve kaderin -pek çok insana kazandırmış olduğu- öğretileri benimseyerek ulaşabilir. Kaldı ki; hayat zamanla bize yeni tecrübeler kazandırmakta ve bu şekilde kendi manevi yapımızı zenginleştirmekteyiz. Fakat bizi olgun bir hayat görüşüne ulaştıran şey sadece yaşadığımız deneyimler değildir. Kalıtım depomuzun donanımı ile birlikte içinde bulunduğumuz çevresel etmenlerle oluşan kişiliğimiz; ayrıca kendisine özgü bir yapıdaki mantığımız da zihnimizdeki hayat görüşümüzün oluşmasında önemli bir rol oynar. Kişi kendi mantık ve zekâsının verimiyle hayatındaki sorunlara yeni çözümler üretir ve bu şekilde doğru olana ulaşır. Ancak onun zekâsı üstün bir kapasiteye sahip olsa bile; eğer kendi mantığının yapısı hayatın getirilerine karşı açık ve uyumlu değilse var olması mümkün değildir. Çünkü bu durumda onun ruhsal gelişimi sekteye uğrar. İşte bu noktada kişinin ruhsal anlamda gelişimini sağlayan devinimin, onun hayatın gerçeklerine olan farkındalığı ile alevlendiğini görürüz.

  Farkındalık vesilesiyle birey, hayatın mevcut gerçeklerinin gerek iyi gerekse de kötü yönlerini tecrübe ederek benimser ve bu şekilde kendi manevi yapısını derinleştirir. Çünkü o, kendi deneyimledikleriyle belirli bir iç-görü ve sağ-görü kazanır ve farkındalığı artar. Yaşadıklarımızdan, kendimiz ve hayatımızla ilgili çeşitli çıkarımlarda bulunarak doğru yargılara ulaşmak, edinilen farkındalığın en büyük unsurdur.

  Çeşitli normların boyunduruğu altında kalırken sosyal bir varlık olarak özgürlüğümüz belirli kalıplara sokulmaktadır. Dolayısıyla, değişik açılardan kısıtlanmış özgür irademizle bütünün ufak bir parçası olmaktayız. Normlar, kuşkusuz toplumsal yapının ve işlevlerinin sürdürülebilmesi için çok gerekli ve evrensel açıdan önemlidirler; fakat bu bütün içerisinde tekil bireye odaklanıp onu bu normlardan soyutlarsak, onun çok yönlü özgürlüğünü sürdürebilmesi için bir olanağa sahip olması gerektiğini görürüz. Çünkü onun varoluşu, toplumsal normların dayatması olmaksızın öncelikle kendi özgürlüğü ve sorumluluğudur; kısacası, her şeyden önce kendi nefsini ilgilendirir. Eğer böyle bir gerçek olmasaydı, söz konusu kişinin kendisine has özerk bir iradesi olamayacağı gibi, toplum da kendisine göre işleyen bir sistem ve bütünlük oluşturamazdı. Çünkü toplumsal sistem ve dinamikler, tekil bireyin kendi iç dinamiklerinin maksimize edilmiş birer aynası gibidir(Platon). Ayrıca her iradede bir bilinç ve sistem vardır. Bunlar olmadan irade kendi bütünlüğünü sağlayamaz.

  Çağımızın en önemli sorunu, çoğul bireyin varoluşunun belirsizliği ve bozulan ruhsal sağlığıdır. İnsanlığın özüne dair edindiğimiz birikimler, çoğul bireyin kendisi ve hayatı hakkında yeterli bir tecrübeye sahip olmak ve varoluşunu tekâmül ettirmek için dünyaya gelmiş olduğunu tembihlemektedir. Nitekim çoğul bireyin en büyük şanssızlığı, sahip olduğu maddi ve manevi kozları kullanamamasıdır. Çünkü o, olumsuz varoluş şartları veya kötü çevresel etkiler çemberinde dünyaya gelmiş olsa dahi iradesini kullanarak bu durumu kendi lehine doğru çevirebilirdi. Ancak kendi yetilerinin farkında olmak ve gerçeğin ışıldayan tarafının peşinden koşmak koşuluyla.

Kısacası: “Hayatın farkında olur, gerçeğe sarılırsın;

Farkında olmazsan, istemeden kendini boşluğa bırakırsın.”

“Boşluk zamanla içindeki kontrolü eline alırsa eğer…”

“Onun içinde boğulur; sahip olduklarının kıymetini anlayamazsın.

Sürüklenir durursun karanlığın içinde, derinliklere doğru sessizce…

Tutunmalısın gerçeğe ve inancın nefsine, iradesine.”

  Bu kısa metin bize, kişinin kendi ruhunu sarıp sarmalayan boşluğun zincirlerini kırması için onu ruhsal anlamda güçlendirecek ve hayata bağlayacak olan bir inanca sahip olması gerektiğini tembihlemektedir. Peki, bu inancı sağlayacak olan şey, edineceğimiz doğru ve rasyonel bilgi değil midir? Ayrıca mevcut evrensel değerler, gerçeği yansıtan bilgilerden oluşmaz mı?

  Akıl yürütmeyle elde edilen teknik veya betimleyici bilgiler, dış dünyanın bireyin zihninde yarattığı geniş bir hayat görüşüdür. Bu şekilde oluşan bilgi, hayatımızın kendisidir. Çünkü bilgi öncelikle insan için geçerli evrensel bir kavramdır.

  Kişi, gerçek hayatla kurduğu özne-nesne ilişkisiyle gerçeğin verilerini deneyimler. Bu durumda onun hayattan elde ettiği veriler zihin tarafından idrak edilir ve işlenerek bilgi formatına çevrilir. Kısacası; gerçeğin bireyin zihnindeki yansıması, elde edilen verilerin bilinç tarafından bilgiye dönüştürme süreci ile gerçekleşir ve bu süreç, insanlık için evrensel bir gerçektir. Evrensel olarak nitelendirdiğimiz bu kavram, içimizin dışarısını oluşturan gerçeklik anlayışının kurgusal ve mantıki temelleridir. Buna ilaveten, elde ettiğimiz verilerin zihinsel yetilerimiz tarafından işlenerek bilgi formatına dönüştürülmesi, hayata dair yargılarımızı ve inancımızı yeniden yapılandıracaktır.