Scroll Top
İçinde Bulunduğumuz Zaman

İnsanın kendi gerçeği, onun bir aynası ve sahip olduğu olanaklar zinciridir.

  Kendi mikro evrenimizin tecrübe ettiğimiz deneyimlerle birlikte yeşermesi önemlidir. Yaşadığımız deneyimlerle hayatiyetimizin(yaşam enerjisi) artması ve içimizde var olan güzelliklerin sevgiyle büyümesi de herkesin isteyebileceği bir şeydir. Fakat nasıl yaşarsak yaşayalım, içinde bulunduğumuz varoluş yolculuğunda, zamanın bir varlığı olarak sahip olduğumuz özgür iradeyi doğru bir şekilde kullanmakla sorumluyuz.

   Daha yolun başındayken, yani naif iken gerçekleri mantıklı bir şekilde yorumlayamazsak da içimizdeki manevi evreni büyütme heyecanıyla hayatımızı kucaklamaya çalışırız. İlerleyen yıllarla biz, dış dünyanın gerçeklerini daha derin bir şekilde özümser ve tefekkür(derin düşünme) ederiz. Çünkü artan zihinsel kapasitemizi kullanıp hayatımızı ayrıntılarıyla sorgular ve basiretimizi geliştirerek mantıklı bir birey olma yolunda ilerleriz. Nitekim dış dünya ve deneyimlenen pek çok önemli tecrübe(!), onun kendi yaşadığı zorlukları ve içinde bulunduğu belirsizlikleri çözebilmek için bir anahtar değerindedir.

  Peki, kaderin karanlık, çıkmaz sokakları içerisinde doğru yolu bulamadığımızda ne yaparız? İçimizde bizi sıkan ve boğan buhranlara bir çözüm bulamadığımızda yaşadığımız anın bize hissettirdiği anlamsal içerik değişir. Akan zaman, bizi hayattan caydıran bir problemler zinciri haline dönüşür. Hayat algımız değişir ve yaşamımız bizim için gerçeklik duvarlarından örülmüş bir labirent haline gelir. Bu sıkıntılı süreç zamanla insanın ruhunu sindirir ve karamsarlaştırır.

  Söz konusu insan haklıdır aslında. Çünkü herkesin mutluluğu tatmaya ve elde etmeye hakkı vardır. Fakat insanları hayatlarından bezdiren çoğu zaman kendi kararlarıdır maalesef. Dolayısıyla o kişi acı çekse de, pişman olsa da yine kendisinin neden olduğu sorunlardan sorumludur. O, kendi özgür iradesinden sorumludur. Dolayısıyla kendi iradesiyle yapmış olduğu hataların bedelini ödemelidir.

  Bu hayatta herkes için ruhsal bir besin ve rehberlik görevi üstlenen kendine özgün önemli gerçekler vardır ki; kader kavramı da bunlardan biridir. Kişi kendi kaderini ve özünü ilgilendiren gerçekleri kabullenmelidir. Ancak bu şekilde gerçek bir kimliğe kavuşacak ve var olmayı bilecektir. Kişinin kendi mantığıyla ulaşacağı doğru yargılar hayatını güzelleştirecek ve o, ömrü boyunca yaşatacağı manevi değerlerle varoluşunu daimileştirecektir. Fakat bu süreç, madalyonun kederli yüzüne karşılık gelen bir işkenceye de dönüşebilir. Kaderin elem dolu yüzü, bazen bir piton yılanı gibi bireyin ruhsal değerlerini sarıp parçalayan bir süreklilik haline dönüşebilir. Zamanın bir özelliği olan süreklilik evrenseldir; fakat (x) bir kişinin öznel algıları nefsinde göreceli hale gelir. Hayatta edinilen deneyimler birey açısından özneldir, yani sübjektiftir. Eğer o depresif bir ruhsal durumda ise, kendi algısı da hayatı depresif bir formatta algılar; çünkü ruhsal durumu kendi hayatını algılama şeklini etkiler.

  Hayatı anında yaşamak bir spordur. Bu kişinin ruhunu güçlendirir ve hayata bağlar. O bu vesileyle yoğun rutin hayatında derin bir nefes alır ve yansıttığı hayatiyetle çevresindeki insanları kucaklar.

  Gücü ve mutluluğu elde etmek, bireyin güncel zamandan kopmadan hayatın akışında kendi özgün ritmini bulmasıyla mümkündür. O vakit ki; biz, içimizdeki yaşama isteğini korumuş ve güncelleştirmiş oluruz. Kendi varoluşunu gerçekleştiren herkes mutlu ve huzurlu olmayabilir. Ama o vakit ki; güncel kalmayı başarmış olanlar anın nimetlerinden yararlanabilir ve başkalarına da faydalı olabilir. Kendi hayat çizgisinde bir dinginlik peşinde koşar ve geleceği ümitle kovalar. Amaçlar insanı hayata bağlar, dolayısıyla zamana. Bu şekilde birey, doğadaki her etçil hayvanın yaptığı gibi avını yakalamak, yani kendi belirlediği hedefe ulaşabilmek için bir mücadele içerisine girer. Böylelikle iradesini güçlendirir ve yeteneklerini geliştirir. Ayrıca bu mevzu, henüz kişiliği gelişmekte olan genç fertler için de geçerlidir.

  Zamanın ve hayatın akışıyla birlikte genç bireyin kişilik yapısında kendisini özgün kılan farklı nitelikler ortaya çıkar ve bu şekilde o, kendisine has tınısıyla ayrı bir rengi ve motifi simgeler. Öteki şekilde olsaydı, yani herkes birbirinin aynısı olsaydı içinde bulunduğumuz çevre anarşist bir düzen içerisinde kendi çatısını ve iktidarını oluşturamayan bir yapıda olurdu. Kısaca söylemek istediğim, farklı olmaktan çok orijinal olmak daha önemlidir. Fakat kendi farkını göstermek istiyorsan bunu doğru bir şekilde göstermelisin. Öyle değil mi?

  Sonuç olarak içinde bulunduğumuz zaman bizim ruhsal gelişimimizi sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Hepimiz, bu sonsuz süren nimetin bir parçası ve yolcusuyuz. Önemli olan hayatımızda yaşadığımız pek çok olumsuzluğa rağmen kendi yanlışlarımızı düzeltmek ve umutsuzluğumuzu sevgi ile onarıp hayatın akışında doğru yolu bulmaktır. Ayrıca insanın kendi gerçeği, onun bir aynası ve sahip olduğu olanaklar zinciridir. Kişi ona sahip çıkmalı ve var olmak için gerekirse hayata olan bakış açısını değiştirmelidir. Nitekim herkes için geçerli olan evrensel gerçekleri özümsemek en azından tekil bireyin manevi standartlarını belli bir noktaya kadar yükseltecektir.