Scroll Top
Bireysel Şiddetin Anatomisi

Şiddete eğilimli kişi şiddet uygularken içinde oluşan nefret ve sevgisizliği kurbanına yansıtarak azaltmaya çalışır.

  İnsanın gerek bedensel gerekse de ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan en önemli sorunlardan biri şiddettir. Şiddetin çoğu zaman çıkar, kötülük veya hastalık nedeniyle gerçekleştiğine şahit olmaktayız.

  İstismara uğramış; ebeveynleri tarafından sevgisizlikle, şiddetle veya zorbalıkla büyütülmüş ya da psikolojik gelişimleri engellenmiş olan kişiler, kendi sağlıklı ruhsal yapılarını henüz gelişim arifesinde iken kaybedebilirler. Bu travmalar neticesinde mağdur olan gençlerin sağlıklı kişilik yapıları ve davranış şekilleri bozulabilir. Kendilik algıları bu durumdan olumsuz bir şekilde etkilenebilir. Söz konusu bireylerin kendi sevgi nesneleri ile kurduğu ilişkiler hasarlı ve patolojik olduğundan, sağlıklı bir hayat görüşü ve ahlaki yapı yeterince gelişemeyebilir. Ne yazık ki, güven ve sevgi gibi olumlu duyguların yerini korku ve nefret alabilir.

  Şiddet düşkünü bireylerin davranış bozukluklarının altında anti-sosyal kişilik, sadizm veya psikopatik özellikler yatabilir. Yoğun şiddet uygulayan birçok bireyde benliğe yerleşmiş yoğun bir nefret veya düşmanlık duygusu görülür. Şiddet uygulayan bireyler, genellikle sevgi açısından beklentili oldukları kişiler tarafından yine şiddete maruz kalan şahıslardır. Psikolojik gelişimleri çeşitli nedenlerle engellenmiş veya bastırılmış olan bireylerin bilinçaltında oluşan çatışmalar, onların saldırgan dürtülerinin yoğunluğunu artırmakta ve bu durum, kendilerini toplum içerisinde daha tehlikeli hâle getirmektedir. Bazı ağır vakalarda empati ve vicdan duygusunda ciddi zayıflamalar görülebilir.

  Söz konusu bireyin başkalarına uyguladığı şiddetin gerçek içyüzü, aslında kendi benliğinin nasıl bir işkence gördüğü dehşeti ve gerilimi ile yakından ilgilidir. Şiddete eğilimli kişi, şiddet uygularken içinde oluşan nefret ve sevgisizliği kurbanına yansıtarak azaltmaya çalışır. Bu boşluk gerilimle, yalnızlıkla, kaygıyla ve agresyonla oluşmuştur. O kurbanına acımaz. Çünkü nesnesini sevse bile ona karşı duyduğu sevgi nefrete yenik düşmüştür; artık onun uyguladığı eyleme zorbalık hâkimdir. Geçmişte bilinçaltına bastırılan dürtüler tarafından yönlendirilen kişi, içindeki gerilimi boşaltmak için başkalarına saldırır ve onlar üzerinde bir hâkimiyet kurmaya çalışır. Ancak bu tatmini başkalarında sağlasa bile o, yine kendi nefretinin kurbanı olacaktır.

  Şiddete eğilimli bireyin saldırganlık nedenlerinden biri de, kendisini rencide eden çeşitli geçmiş deneyimlerin korkuyla ilintili bir şekilde bilinç düzeyine yükselmesi ve kendisini provoke etmesidir. Söz konusu kişi kurbanını itaate zorlar ve kendi nefsine karşı yapılan bir saldırı ya da başkaldırı onu çileden çıkartır. Çünkü itaatsizlik, onun için aşağılanmakla aynı şeydir. Güvensizlik ve aşağılık duygusuna neden olan şey, onun geçmişte yaşadığı travmatik deneyimlerdir. Bu yüzden o, şiddet uygulayarak herkesi tehdit eder ve kendisine itaat etmeye zorlar.

  Söz konusu birey yaşadığı olumsuz deneyimler nedeniyle kendini haklı görmekte, ancak bir o kadar da yalnız ve güvensiz hissetmektedir. Güvensizdir, çünkü kendisini öfkelendiren her durumda, onun algıladığı şey aşağılanma tehdididir. Yalnızdır; çünkü psikolojik yapısındaki saldırgan tutum yüzünden sosyal hayatta başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kuramaz. Haklıdır, çünkü onu hayatın sevgi yolundan alıkoyan pek çok kötü deneyim yaşanmıştır. Ayrıca onun vicdanı, zamanla nefretinin gölgesinde kaybolup gitmiştir.

  Şiddetin zaman zaman gözlemlenen bir davranış bozukluğu olduğu, yani öfke kontrolü sorunu yüzünden tepkisel şiddet uygulayan kişilerin psikolojik yapısı da daha farklıdır. Bu durumun nedeni, bilinçaltında yoğunlaşan saldırgan dürtülerin ya da içsel psikolojik dinamiklerin neden olduğu dengesizliğin irade tarafından bastırılamaması ya da kontrol edilememesidir.

  Fakat birey her ne kadar nefretin kor ateşiyle kavrulsa da, şiddete dönüşebilecek olan eylemlerini düşünce gücünün ve sağduyusunun rehberliğiyle kontrol etmeyi öğrenmelidir. Nitekim şiddet uygulayan birinin kurmuş olduğu fiziksel üstünlükle elde ettiği özgüven gerçek değildir. Kişi bu durumun bilincinde olmadığında daha fazla şiddete başvuracak ve kendi iç dünyasındaki zulmü besleyecektir. Ta ki zulmün kendi vicdanını sömüren bir his olduğunu anlayıp, suçluluk duygusuyla tanışıncaya kadar…

  Günümüzde kötülük, kıskançlık, intikam veya hasetlikle güdülen çok sayıda tepkisel ya da bilinçli şiddet eylemi olmasına rağmen, sayısız şiddet kurbanı duydukları korku veya aldıkları tehdit yüzünden kendi mağduriyetlerini dile getirememektedir. Böylesi şiddet kurbanlarının sahip oldukları insani hakları dile getirmeleri, toplumsal hukuktan faydalanarak yaşam kalitelerini ve ruh sağlıklarını korumaları çok önemlidir. Bunun için psikolojik terapi desteği başta olmak üzere tüm sosyal desteklerin sağlanması, şiddet mağdurunun tekrar hayata tutunabilmesi açısından elzemdir. Bu bağlamda toplumun medeni anlayışı ve mağdur kişiye sahip çıkılması hayati önem taşır.

  Kişi, kendisini şiddet sarmalından kurtarmak için sağduyuyla hareket etmeli ve kesinlikle psikolojik bir desteğe başvurmalıdır. Kendi durumunun bilincine vararak uzlaşmacı bir tavır içinde bulunması bir çözüm yolu olabilir. Çeşitli nedenlerle bireyde tetiklenen saldırgan dürtülerin bir şekilde bastırılması ve irade tarafından kontrol edilmesi, günlük yaşamımızda oluşabilecek büyük sorunları önleyecektir. Sonuç olarak, uzak-doğu felsefelerinde olduğu gibi, günümüz insanının ruhsal bir dinginlik içinde bulunması, onun kendi içindeki huzuru yaşatabilmesini sağlayacaktır. Böylelikle o, hayatı sevgiyle kucaklamayı öğrenecek ve nefreti kendi benliğinden uzaklaştırmayı bilecektir.