Lacan’cı ve Freud’cu Psikanaliz ekolü, savunma mekanizmalarını bilince yükselen “id” dürtülerinin “benin” sınırlarına yaklaşarak “ben” ile bir savaş içerisine girmesi, “benin” dış dünya ile etkileşimdeyken ve belli bir kişiliğe yani olgunluğa sahipken “id” ile bir çatışma içine girmesi olarak yorumlar. Bu çatışma, üstbenin(süper ego) altbenden(id) gelen isteklerin(dürtü) doyurulmasına izin vermemesi nedeniyle gerçekleşmektedir. Çünkü “süper ego”, bireyin davranışlarının doğru ve yanlış olduğuna karar verip toplum tarafından onaylanan değer yargılarına göre davranmasını sağlar. Dolayısıyla kişi, idealize ettiği davranış profilini ve sosyal imajını korumak uğruna kendi derin isteklerinden vazgeçebilmelidir. “İdin” sürekli haz almayı istemesi ve “süper egonun” da bu isteği engellemesi kaygıya ve çatışmalara neden olmakta, dolayısıyla “ben” bu durumda çözüm olarak savunma mekanizmalarına başvurmaktadır.
Eğer “ben” ve “idin” sınırlarında barış hüküm sürüyorsa “ben”, “idin” karşısında iç-gözlemci rolünü kusursuz bir biçimde yerine getiriyor demektir. Yeterince iyi bir gözlemci olmayan “ben” bu durumda “idi” sansürler ve bastırılan dürtüler kendilerini çeşitli semptomlarla bilinç yüzeyinde gösterirler. Psikanaliz bize “benin” bilinçdışı savunma mekanizmalarının analizi ile bastırılan dürtülerin nasıl bir hikâyesi olduğunu yeniden gözlemleyip onları kurgulama olanağı verir. Analistin görevi bilinçaltını, yani bastırılan ve inkâr edilen gerçekleri bilinçli kılmaktır. Savunma mekanizmalarının belirli kaygı durumlarıyla eşleştirilmesi ve doğru bağdaştırılması bize tedavinin ipucunu ve çözümünü getirecektir.
Savunma mekanizmaları, bireyin kendi yaşamında karşılaştığı engellenmeler(ihtiyaç, güdü ve davranışın amacına ulaşmasının önlenmesi) ya da çatışmalar (dış dünya ile etkileşimdeyken “id” ile “ben” arasında) vesilesiyle bilincinde oluşan yoğun kaygıyı saf dışı bırakmak amacıyla bilinçsizce gerçekleşen doğal bir kaçış yöntemidir. Söz konusu mekanizmaların amacı kişinin gerçeğin yıkıcı yüzüyle yüzleştikten sonra oluşan ruhsal gerilimi yatıştırmak için çeşitli işlevler görerek içinde bulunduğu durumu reddetmesidir. Böylelikle geçici de olsa “benlik” dingin ve sağlıklı yapısına tekrar geri dönecek ve içinde bulunduğu buhrandan sivrilecektir.
Kişi, karşılaştığı engellenmelere veya çatışmalara kendi olgunluğu ve dirayetiyle katlanabiliyorsa bir mücadele ve süreç içerisine girecek ve hayatını ya da kendisini tekrar gözden geçirecektir. Durum o ki, yeterli bir olgunluğa erişmiş olan kişi bu zor süreçte bilinçdışı savunma mekanizmaları geliştirmek yerine kaygıya ve sıkıntıya belirli bir ölçüde de olsa katlanmalıdır. Ayrıca birey açısından abartılan ve başkalaşan gerçeklik de kaygının esas sebebi olmaktadır.
- Savunma mekanizmalarının belki de en önemlisi, bireyin ruhsal anlamda taşıyamayacağını sandığı büyük bir felaketin başına gelme gerçeği karşısında içindeki kaygının yoğunluğunun artması sebebiyle mevcut durumu inkâr etmesi; yani kabullenmemesidir.
- Özellikle kişinin yüzleşmek istemediği ya da unutmaya çalıştığı bir olayı bilinçaltına itmesine bastırma denir. Bu durumda bastırılan deneyimler anlamsal olarak bir travmayı, yenilgiyi, önemli bir kaybı veya işlenmiş bir günahı içinde barındırabilir. Bunlar; bireyin kendi değer yargıları, duygusal karakteri veya manevi ihtirasları yüzünden kalbinin ve benliğinin saklı defterinde oluşmuş birer kara leke, birer köhne bilmece gibi tekrar bilince geri getirilmeyi ve çözümlenmeyi beklerler. Bu deneyimler eğer ki gün yüzü görmezse birey, içinde sakladığı yaşanmışlıkları çağrıştıran deneyimler yaşadıkça geçmişte olduğu gibi tekrar yenik duruma düşecek ve onun içinde saklı olan gerçekler kendi ruhunu delecektir. Çünkü kişi, kendi hayatının özümsenmesi gereken önemli ibretleri ve saklı ganimetleri korkuları ya da ihtirasları yüzünden “benliğinin” derinliklerine gizlemiştir. Başka bir deyişle onlarla yüzleşmek ve hayatının eksik kalmış boşluklarını doldurup tekrar geri kazanmak yerine kolay olanı, yani doğru gerçekleri gizleyip “benliğinin” tozlu kutularında saklamayı tercih etmiştir.
- Bahane bulmak ise; genellikle irili ufaklı, gizli saklı, biraz sıra dışı ya da çoğu zaman sıradan durumları sansürlemek amacıyla yapılan ve özellikle bireyin mizaç özelliklerini kullanarak “benliğinin” çocuksu yönünü yansıtan savunma mekanizmalarını oluşturur. Kişi bu durumda kendi rolünü oynar ve ikna kabiliyetini kullanır. Örneğin; bir öğrencinin basketbol maçına çıkmak istememesi üzerine koçuna midem ağrıyordu ya da moralim bozuktu gibi bahaneleri… Ya da sınavına çalışmayan ve geçer not alamayan bir talebenin mazeret olarak öğretmenini sorgulaması ve iyi bir hoca olmaması yüzünden kendisinin başarısız olduğunu söylemesi gibi…
Bir sonraki yazımda, bireyin kendi özel ya da sosyal hayatında karşılaşabileceği öteki savunma mekanizmalarına yer vereceğim.

