Yazılar

Clear Filters

Özgürlük düşüncesi, bir gücün veya iradenin kontrolü veya kapsamı altında olmanın yarattığı tutsaklık durumu ile sahip olunan iradenin veya sınırsız imkânların gücünü elinde bulundurmanın hissettirdiği büyülü tutku gibi…

“Kapitalist sistemin” pek çok olumsuz etkisi; ruhsal açıdan yozlaşmış, hayata karşı yabancılaşmış ve yalnızca dürtüsel (temel bedensel ihtiyaçlar) anlamda ne ihtiyacı olduğunu bilen bir insan profili meydana getirmiştir.

Güncel zamana tutunamayan ve dış dünyayla olan bağını yitiren kişinin kendi gözünde hayatın anlamı, artık onun yaşamını yitirmiş eski bir sevdiği gibidir.

Zaman içerisindeki ilerleyişimizde ve elde ettiğimiz ruhsal tekâmülün uzayan çizgisinde bizi kendi yolumuza baş koymamızı sağlayan bir güç vardır.

Kaygı bazen bir yanılsama, insana has karanlık bir duygudur. Gerçeklerin insana dolaylı veya dolaysız bir şekilde hissettirdiği sancılı bir seraptır.

Bilgelik yolunda atılan her bir adım düşüncenin berraklaştığı, sorgulamanın derinleştiği ve anlamın daha kapsamlı bir hal aldığı önemli konuların özüne inmek, yani ufkun giderek genişlemesi demektir.

Ebedi olana sarılmak ve onunla dirimselleşmek başlangıçta bireyin sahip olduğu nimetleri kaybetme korkusuyla alevlenir.

Ondan kaçınılabilir veya ona katlanılıp bir pay alınabilir. Ama hakikat şu ki, onsuz bir hayat hayatın kendisi değil hiçtir; hiçliktir.

Kısacası, karanlık ışığın varlığıyla anlam kazanır; fakat aydınlık gücünü kendisinden alır ve var olmak için başka bir şeye gereksinim duymaz.

Korkunun somut ve bilinen bir nedeni olmasına rağmen kaygının nedeni henüz oluşmamış ya da oluşmayacak olan bir şeyden çekinme durumudur, ancak bu iki his birbirinin ikiz kardeşi gibidir.

İnanmak, sadece “Yaratana” karşı duyulan bir duygu değildir; herkes ve her şey için de geçerlidir. Bizzat da kişinin kendisi için.

Girdap, birbirine zıt akıntıların oluşturduğu bir anafordur. Kendi çekim kuvvetiyle içine alabildiği ufak parçacıkları sindirir ve eritir.

Girdabı besleyen çekim gücüdür ve bu çekim gücü dengeyi oluşturan zıt güçlerin örneğin; sevgi ve nefretin, korku ve yaşam sevincinin…

İnsanoğlu, sahip olma ve tüketme hırsı yüzünden doğru bildiği ilkelerden vazgeçmiş ve yaptığı yanlışları düzeltmek yerine şeytanın atölyesini yeryüzüne indirmiştir.

Kişinin özel, mesleki veya sosyal yaşamında gerek kendisi gerekse de çevresi ile olan ilişkilerinde sağlıksız tabir edebileceğimiz duygusal, düşünsel ve davranışsal örüntülerin gözlemlenmesi bizleri “kişilik bozukluğu” tanısına yönlendirir.

Bu karakter tipinin ayırt edici özelliği, insanlara gereksinim duyma ve onlardan kaçınma isteğinin neden olduğu patolojik yapıdır8. Bu iki zıt kutup arasında gerçek dünyada asılı kalmanın sebep olduğu kaygı ve gerilim, şizoid kişilik bozukluğunun özünü oluşturur.

Bu doğrultuda terapinin amacı bireyin yalıtılmış olan kendiliği ortaya çıkarıp hayatla mümkün olduğunca bütünleşmesine aracılık etmektir. Yaşama amacının belirlenmesi ve bu tür edinimlerin faydalı etkinliklerle desteklenmesi, söz konusu vakanın ruhsal rehabilitasyonunda önemli bir rol oynayacaktır.

Hayatın farklı farklı tonlarında ve gerçeğin çok boyutlu derin katmanlarında var olurken ruhsal açıdan olgunlaşmak hiçlikle yüzleşmeyi, ardından da hayata dair yeterli bir farkındalık edinimini gerektirir.

Anlamın varlığı tıpkı sevgi gibi bilinebilir; ancak kanıtlanamaz. Anlam kavramı, insanın zihninde var olan gerçeğin taşıdığı değer, kendi varoluşuna içkin felsefi amaç ve bu amacın etrafında şekillenen yön, içerik ve yorumdur.